MESCİD-İ AKSÂ'NIN FAZİLETİ VE İSRÂ BAĞLAMI

Siyami  Akyel
Siyami Akyel

MESCİD-İ AKSÂ'NIN FAZİLETİ
VE İSRÂ BAĞLAMI

Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in mucizelerinden birisi de İsrâ ve Miraç hadisesidir. Her yıl Miraç kandili vesilesiyle hatırladığımız ve dinimizde önemli bir yeri olan “İsrâ ve Miraç” hadisesinin gerçekleşmesi olağanüstü bir olaydır ve tam da bu yönüyle mucizedir. İsra hadisesi, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bir gece Mekke’deki Mescid-i Haram’dan, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya bir gece yolculuğudur. Miraç ise, Peygamberimizin buradan vasıtasız olarak semaya yükselmesidir.

Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde Mescid-i Aksa ve etrafının (Kudüs hareminin) kutsal olduğu belirtilmektedir. Kur’an-ı Kerim, “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir” (İsra, 1) buyrulmaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v), Mescid-i Aksa’nın Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’den sonra yeryüzündeki en faziletli mescidi olduğunu bildirerek “(İbadet maksadıyla) şu üç mescidden başkasına yolculuk yapılmaz. Mescid-i Haram, Mescid-i Resul (Nebevî) ve Mescid-i Aksa” (Buhari, Müslim) buyurmuştur. Bu üç mescid, mübarektir, mukaddestir, faziletlidir ve peygamberler tarafından inşa edilmiştir.

Zerkeşi, Mescid-i Aksâ’ya 17 ayrı isim verildiğini kaydetmiştir. Bunlardan meşhur olanları şunlardır: “Mescid-i Aksâ, Beytü’l-Makdis, Mescid-i Îliyâ, Beytü’s-Selâm, Urşelim, Yebûs, Beytü’l-Küds/el-Kudsü’ş- Şerîf” vb.
Aynı şekilde Mescid-i Haram için farklı kullanımlar vardır: “Mescid-i Haram (Bakara 144, 149, 150; Mâide 2; Tevbe 7, 19, 28), Kâbe (Mâide 2, 97), el-Beyt (Bakara 125, 127, 158; Âl-i İmrân 96, 97; Enfâl 35; Hac 26; Kureyş 3), el-Beytü’l-Atîk (Hac 29, 33), el-Beytü’l-Harâm (Mâide 2, 97), Beytüke’l-Muharrem (İbrâhîm 14/37), el-Beytü’l-Ma’mûr (Tûr 52/4), Beytullah, el-Harem, el-Haremü’l-Mekkî, Harem-i Şerif ve Durâh” vb.

Kur’an-ı Kerîm’de muhtelif yerlerde on beş kere zikredilen Mescid-i Harâm tabiriyle Kâbe’nin merkeze alındığı Mekke haremi kastedilir. Aynı şekilde Mescid-i Aksâ tabiriyle de ilgili mescidin merkeze alındığı Kudüs haremi kastedilmiştir.

Hz. Ömer zamanında buranın fethedilmesinden önce Müslümanlar mukaddes harem bölgesinin tamamına Mescid-i Aksâ ismi verilirken, fetihten sonra sadece orada inşa edilen mescide Mescid-i Aksâ ismi verilmiş ve özel isim hale gelmiştir.

Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’nın hangisinin daha önce yapıldığına dair bilgiyi Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den öğreniyoruz. Ebu Zerr (r.a) nakletmektedir: “Ben, Rasulullah (a.s)’a yeryüzünde ilk mescidin hangisi olduğunu sordum. Mescid-i Haram buyurdu. Sonra hangisi dedim. Mescid-i Aksa buyurdu. Ben yine iki mescid arasında ne kadar zaman vardır dedim. Kırk sene buyurdu” (Buhari, Enbiya 40; Müslim, Mesâcid 1-2; İbn-i Ebi Şeybe, Abdurrezzâk vd.).
Mescid-i Haram (Kâbe) ve Mescid-i Aksa’nın ilk bânisinin Hz. Adem (a.s) olduğu rivayet edilmektedir. Her iki mescid de zamanla muhtelif sebeplerden dolayı yıkıma uğramış ve zaman zaman da tadilat görmüştür. Bu pek tabiidir. Mescid-i Haram, Hz.Adem (a.s)’ın inşasından sonra Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu İsmail (a.s) (Bakara 127) tarafından yeniden inşa edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), daha peygamber olmadan Kâbe’nin onarılması aşamasında kabilelerin Hacerülesved’in yerine yerleştirilmesi hususunda anlaşamaması ve Kureyşlilerin en yaşlısı Ebu Umeyye b.Muğire’nin teklifiyle hakem tayin edilmiş; Hacerülesved’i bir örtü içine koyarak bütün kabile reislerinin kenarlarından tutarak kaldırmasını sağlamış, yerleştirme işini bizzat kendisi yerine getirmiştir.

Mescid-i Aksa da Hz.Adem (a.s)’dan sonra Sâm b. Nuh, Hz. Yakub, Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman tarafından yenilendiği rivayet edilmektedir. Hz. Süleyman (a.s)’ın inşa ettirdiği mabed Bâbil kralı Buhtunnasr tarafından M.Ö. 586’da yıktırılmıştır. Daha sonra Perslerin, Mekadonya kralı Büyük İskender’in, Mısırlıların ve Romalıların eline geçmiştir.

Hz.Zekeriya aleyhisselam zamanında burada bir mescidin varlığı vakidir. Zira, Zekeriya Aleyhisselamın Meryem için mabedin içinde bir bölme yaptırdığı, yüksek ve merdivenle çıkılan bu alana Zekeriya Aleyhisselamın yiyecek ve içecek götürdüğü, yanında yazın kış meyveleri, kışın da yaz meyveleri bulduğu, küçük Meryem’e sorduğu zaman “Bu, bana Allah tarafından cennetten geliyor” dediği beyan edilmektedir.

Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Bunun üzerine Rabbi, onu güzel bir kabul ile kabul buyurdu ve güzel bir şekilde yetiştirdi. Onu Zekeriyyâ’nın himayesine verdi. Zekeriyyâ ne zaman (Meryem’in yanına) mihraba girse, onun yanında yiyecek bulurdu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. Meryem, “O, Allah tarafından geliyor. Şüphesiz ki Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır” dedi” (Al-i İmran, 37).
Demek ki, Zekeriya Aleyhisselam zamanında kubbeli bir mabedin var olduğu “Zekeriya ne zaman mihraba yönelirse” ifadesinden anlaşılmaktadır. Aynı dönemde yaşayan Zekeriya, İsa ve Yahya Aleyhisselam döneminde burada bir mescidin varlığı kesindir. Bu tarih, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in doğumundan 571 yıl önceye takâbül etmektedir.

- Gurbetteki Erzurum, Siyami Akyel tarafından kaleme alındı
https://gurbettekierzurum.com.tr/makale/9527341/siyami-akyel/mescid-i-aksanin-fazileti-ve-isra-baglami