Hastanın adı açıklansa kazancımız ne, açıklanmasa zararımız ne olur?

Mehmet Şener
Mehmet Şener

Sağlık Bakanlığı, “hasta mahremiyeti hakkı” gereği, ne coronavirüs teşhisi konulan hastanın adını, ne de hangi şehirde tedavi altında olduğunu açıklamadı.

Vaziyet  böyle olunca, haliyle sosyal medya yıkıldı!

Vay efendim bu adam kimmiş de, hangi şehirdeymiş de… Herkesin gerçekleri öğrenme hakkı varmış da…

Tamam; herkes gerçekleri öğrensin, bir itirazımız yok.

Fakat merak ettiğimiz husus şu: Bu “gerçek” kime nasıl bir fayda sağlayacaktır.

Misal; Sağlık Bakanlığı dese ki hastanın adı “falanca”, tedavi gördüğü şehir de “İstanbul!”

Ne yani Türkiye bu haber üzerine “ohh be!” deyip arkasına mı yaslanacak?

Siz bu hususta ne düşünüyorsunuz bilmiyorum, lakin ben de Sağlık Bakanlığı’nın yaptığının “doğru” olduğuna inananlardanım…

Asrın vebası denilen bu Çin menşeili illet, zaten seksenden fazla ülkeyi kasıp kavuruyor.

Çin bir yana, İtalya gibi bir AB ülkesi bile resmen nakavt oldu.

Dört bir yanımız da aynı “kuşatma” altında olmasına rağmen, çok şükür ki ülkemiz, önceden alınan tedbirler ve titiz çalışmalar sayesinde coronavirüsün kılıç salladığı bir cenk meydanı olmadı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ifadesiyle, besbelli ki bu, ülkemizde hiç olmayacağı anlamına da gelmiyordu.

İşte nitekim ilk vak’a da çıktı.

Dua edelim ki, bunu başkaları izlemesin…

Koskoca bir ülkede bir vak’a neredeyse hiç yoktur anlamına gelir.

Devletimiz, her halükârda bu bir ya da muhtemel birkaç vak’ayı hiç büyümeden kontrol altında tutabilir.

Asrın vebası bu illetin şüyuu vukuundan beter olduğu için Bakanlık hastanın adını yahut da tedavi gördüğü şehri resmen duyurmuş olsaydı, ahali, komplo teorileri ve sosyal medya denilen gayya kuyusunun şoşartmasıyla çılgına döner…

Bence önemli olan nokta şurasıdır:

Sağlık Bakanlığı, salgına karşı gerekli önlemleri aldı mı almadı mı, muhtemel vak’alar karşısında hastanelerde gerekli hazırlık yapıldı mı yapılmadı mı?

Bu ve benzer sorulara aklıselimle tek tek cevap aradığımızda görüyoruz ki:

Ülkemiz bu meselede, en gelişmiş AB ülkelerinin bile gıptayla izlediği bir yapıda…

Cihaz ise, cihaz…

Hastane  ise, hastane…

Bilgili ve eğitimli personel ise, personel…

Gerekli ilaç ve malzeme ise, ilaç ve malzeme…

Virüse yakalanan hastanın adını bilsem ne, bilmesem ne değişir…

O hasta Erzurum’da tedavi görüyor olsa, korkup kendimizi tecrit odalarına mı kilitleyeceğiz, ya da sözgelimi o hasta İstanbul’da diye sevinçten zil mi takıp oynayacağız?

Ben işin şu kısmına bakıyorum:

Ülkemi yönetenler meseleyi gerektiği gibi ciddiye alıp yeterince özen gösteriyor mu göstermiyor mu?

Şayet komşumuz İran, coronavirüs vak’asının ilk görüldüğü zaman seri biçimde tedbir alıp alarm üretseydi, belki bugün üç yüz dolayında  insan yitip gitmeyecekti.

Mollalar, dünyayı titreten bu salgını önce hafife aldı, sonra da çare bulmakta tökezledi!

Ama Türkiye öyle değil; çok şükür…

Bu vesileyle bir kez daha Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve ekibine yürekten teşekkür ediyorum.

İnsanları panik havasına sokmadan…

Yerli yerinde yapılan açıklamalarla, sosyal medyada yürütülen algı operasyonlarını anında çürüterek…

Bilim insanlarını bir araya toplayarak, ortak akıl ve bilgiyi değerlendirerek…

Sağduyulu tavrıyla…

Meseleyi küçük görmeyerek ama soruna vakıf olduğunu göstererek…

Bugüne kadar dört dörtlük bir çalışma yürüttüler, süreci iyi yönettiler…

Ne diyelim; tek kelimeyle:

Elbetteki canı gönülden tebrik ediyoruz

- Gurbetteki Erzurum, Mehmet Şener tarafından kaleme alındı
https://gurbettekierzurum.com.tr/makale/3709090/mehmet-sener/hastanin-adi-aciklansa-kazancimiz-ne-aciklanmasa-zararimiz-ne-olur