TÜRKİYE’NİN UZUN SOLUKLU DERGİLERİNDEN AY VAKTİ ve DERGİYİ ÇIKARAN HEMŞEHRİMİZ DR. ŞEREF AKBABA’YI TANIYALIM.

Yirmi yıldır yayınlanan Ay Vakti’ni www.ayvakti.net adresinden takip edebilir ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz.

+3
Haber albümü için resme tıklayın

Kıymetli hocam; biz sizi, yükseldiğine hiç şahit olmadığımız sesinizle ikram ettiğiniz sohbetlerinizden ve eserlerinizden hisse alabildiğimiz kadarıyla tanıyoruz; fakat tercüme-i hâlinize dair birkaç cümle ile sizi dinlemeye başlamak isteriz.

 Bismillah.  

 Erzurum’da, Ömertepe(Pulur) köyünde dünyaya geldim. Önceden Ilıca’dan söz ediyorduk, şimdi Aziziye ilçemiz. Ailemiz 1947’de Ovacık(Üçköse)dan Pulur’a göç etmiş. Orada Mollalar diye biliniyoruz. Geniş bir aileyiz. İstiklal Gazisi dedemin odasında büyüdük ailenin genç ve çocukları olarak. Hususileştirerek anlatayım. Cuma akşamı, bitirdiği hatimin duasını aile toplanır öyle yapardı dedem. Kendine has makamıyla okuduğu mevlid hala kulaklarımdadır. Hacı İsmail dedem, (1975)vefatına kadar her yıl binbir hatim için Erzurum’a giderdi. Sabah Ayazpaşa, Yatsı’da Dervişağa Camilerinde cüz okurdu. Allah ona da,  sabık Erzurum Müftüsü hocamız Yunus Kaya’ya da eylesin. Yunus Hocamız vefatından önce ziyaretimizde, dedemin içten, iştiyakla binbir hatimlerde Kur’an okuyuşundan sitayişle bahsetmişti. Amcalarımın, özellikle Hacı Yusuf’un ve yıllarca Almanya’da işçi olarak çalışan babamın, ailemizin hanımlarının,  insanlara faydalı olmak adına, bize örnek olacak nice meziyetleri vardı ki, anlatmakla bitmez.

Annemim dedesi İspir Kırık’tan Hafız Mustafa hocaefendi. En son gez köyünde yıllarca imamlık yapmış ve orada medfun. Dedem Ahmet Yıldız Hocaefendi de önce Aşkale, sonra Erzurum’da ve emeklilik sonrası da şelale evlerde Akdağ mescidinde imamlık yaptı. O da gez köyünde medfun.  İkisi de hafız ve hafızlar yetiştirdiler. 

İlkokulu Pulur’da, yani kendi köyümüzde okudum. Ama bir okul daha var ki, köydeki büyüklerimiz. Her biri aile büyüğümüz gibiydi. Onlar diploması olmayan bilgelerdi ve bizlere her zaman örnek ve ışık oldular. Allah hepsine rahmet eylesin. Erzurum İmam-Hatip Lisesi ve Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. Üzerimizde emeği olan bütün hocalarımızdan Allah razı olsun. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde de doktora çalışmasını tamamladım. İstanbul’da Özel Birikim Eğitim Kurumları’nın kuruluşunda yer aldım ve 7 yıl yönetim kurulu başkanlığı yaptım.  Adana’da ve İstanbul’da çeşitli okullarda öğretmenlik yaptım. Bunun 23 yıla yakını Kadıköy Anadolu İmam hatip Lisesi’nde. Şimdilerde Kırklareli Üniversitesinde Öğretim üyesiyim.  “Eğitim ve Kültürü merkeze alan, öğrenci faaliyetlerine katkı sağlayan çalışmalar içinde olmak hep mutlu etmiştir beni” sözümü tekrar edeyim. Yirminci yılında yayınına devam eden Ay Vakti’nin yönetmeniyim. Yürüyüşe devam İnşallah.



Düşünceye, kültüre ve edebiyata hizmette ondokuz yılını geride bırakan matbu eğitim kurumunuz Ay Vakti dergisine biraz sonra etraflıca değinmenizi rica edeceğiz; fakat bu uğurlu yolda ilk deneyimleriniz olan Genç Kuşak ve Yeni Sıla dergilerinden biraz bahsedebilir misiniz? Ve ilk edebi metinleriniz…

Genç Kuşak,  Erzurum’da, 1983 yılında Üniversitede okurken,  o dönemde öğrenci olan arkadaşlarımızla 4 sayı yayınladığımız bir dergi. Geriye doğru baktığımızda, bugün yaptığımız çalışmaların bir ön hazırlığı gibi. Genç Kuşak’ı birlikte yayınladığımız Nurullah Genç, Mustafa Yürekli, Necdet Subaşı ve diğer arkadaşlar halen aktif olarak kültür ve sanatın içindeler. O dönemin birikimi, o dönemi yansıtması açısından da önemlidir Genç Kuşak ve diğer yayınlar. Matbaa Masraflarını kardeşlerimle işlettiğimiz bir kahveden karşılamıştık, gücümüz olsa devam edebilirdik. Bir Erzurum hatırası olarak çıkış süreci de dâhil, birçok hatırasıyla Genç Kuşak bizde hep canlılığını korumuş ve koruyacaktır.

1985 yılında Öğretmen olarak Adana’ya atanmıştım. Oradaki çalışmalarımız neticesinde Yeni Sıla doğdu. Ben İstanbul’a öğretmen olarak atanmıştım ve özgün anlamda şiirimin doğumu da Yeni Sıla ile olmuştur. Ve ilk sayıda yayınlanan “Seni Azledemem Yüreğim” şiiriyle. Öncülüğünü Recep Garip yapmıştı.

Biraz geriye doğru gidecek olursak, ilk edebi metin Erzurum İmam-Hatip Lisesi duvar gazetesine yazdığım” Madde mi, Maneviyat mı” yazısıdır. Her merdivenden inişimde okuyordum, ama başka okuyan var mıydı, en azından ben bilmiyorum. Kitap okumaya aşırı muhabbetim, dergi ve gazetelere olan ilgim, dahası keşfedilmemiş olmam. Dergi çıkardığım, üreten insanlarla hep muhatap olduğum için söylüyorum. Yetenekleri imkânsızlıktan açılamamış maden ocakları sayısız. Onlar zamanla ortaya çıkabilir ama yok olabilirler de.  Onların elinden tutulması lazım.    

Pelit Meydanı’nda, Çortan’da oturuyoruz.70’li yıllarda Hür Söz Gazetesi ’de orada çıkıyordu. Gazete’nin sahibi, rahmetli Ahmet Polat’ın oğlu Arif Nihat Polat’la Erzurum İmam Hatip’te, orta bölümde beraber okuyorduk ve aynı mahallede de oturuyorduk, yakın arkadaştık.. Zaman zaman rahmetli Arif’le matbaaya gidiyorduk. Matbaadakiler beni tanıyordu. Her mübarek gecede gazetenin ilk sahifesine konulan şiirlerim ve zaman zaman da makaleler yazdım. Ancak, ulusal anlamda ilk şiirimi o zaman edebi niteliği de olan Sur Mecmuası’na göndermiştim, onlar’da yayınlamışlardı. Liseyi yeni bitirmiştim ve bu yazı serüveni Sur’da şiir olarak 3-4 yıl devam etti. Erzincan’ın Muştu’sunda da denemeler yazmıştım. İlk çalışmalarımız bunlar..    

       

Ve Ay Vakti... Bir edebiyat dergisini ondokuz yıl boyunca ciddi bir aksama olmadan onlarca şehirdeki ayrı ayrı okuyucuya ulaştırabilmiş olmak bahtiyarlığını, gerçekten, gönüllülükten ve hiç dinmeyen bir heyecandan başka şartlar ile açıklayamazsınız sanırım. Ve 185 sayıdayız… Bir de Ay Vakti Kitaplığı… Elbette birkaç cümleye sığacak bir serüven değildir bu; fakat neler anlatmak istersiniz?

Ay Vakti 2000 yılında, İstanbul’da  yayın hayatına başladı. 6 sahife ve katlamalı bir dergiydi. İlk söyleşiyi şimdilerde televizyonda dizi olarak yayınlanan Yedi Güzel Adam’dan biri olan Alaaddin Özdenören’le yapmıştık. “Güneş Donanması” üzerine. Sonrasında, vefatına kadar şiir ve yazılarıyla Alaaddin abi bizimle beraber oldu. Sanat adamlarının kitapları üzerine söyleşilere uzunca birsüre devam ettik. Derginin oluşumunda bir yanımda liseyi yeni bitirmiş gençler vardı, diğer yanımda yazar arkadaşlarım. Bismillah dedik ve yola koyulduk. Bırakın bir yıl sonrasını, bir sonraki ay çıkıp çıkmayacağımızı dahi kestiremiyorduk. 16 sahife olduk, 24 sh olduk, sonrasında da 48 sahifede karar kıldık. Son iki yıla kadar aylık yayınlanıyorduk, sonrasında iki aylık. Hamdolsun bugün evet 185 sayı ve 20 yıl.. Yaklaşık 600 e yakın isime yer verdik. Bunların kahir ekseriyeti yeni isimler. Teşvik amaçlı çalışmalarını yayınladıklarımız var, nitelikli ve uzun soluklu devam edenler de. Üniversiteli ve genç kuşakla hemhal olan yanı ağır basan bir dergiyiz... Dolayısıyla, dostlarımızın çalışmalarını ihmal ettiğimiz için ben de bu durumdan şikâyetçiyim, ama gençler için feda olsun. Binlerce çalışma geliyor, inceliyoruz, yüzde sekseni geri dönüyor. Feda olsun dediğimiz gençler, kızıyor, alınıyor, trip yapıyorlar ve sonrasında anlıyorlar bizi. Ay Vakti kitaplığı var evet, zaman zaman kitaplar yayınladık, fakat şimdilik kitap yayınlamıyoruz. Gün olur, bu alanda da aktif olmayı isteriz tabiki..Özel sayı olarak sadece Medeniyet Özel Sayısını yayınladık. 480 sahife ve alanında orijinal bir çalışma. Darısı çıkacak özel sayıların başına diyelim. Hemen her cuma,20 yıla yakındır, namaz sonrası Üsküdar’da dergi bürosunda oluyorum. Sıcak bir ortamdır, gelenlerin bir daha gelmeyi arzuladığı, gelmek istediği bir ortam. Yazar arkadaşlar, dostlar ve gençler. Yolu Üsküdar’a düşenlerin başımızın üzerinde yeri var. Ve Eskader, 15.yılında Ay Vakti’ni Türkiye’de yılın dergisi olarak seçti. Hayırlı olsun diyelim.



Sohbetinizin yönünü biraz Erzurum’a çekmek istiyorum müsaadeniz olursa… “Erzurum ve Edebiyat” veya “Erzurum ve Sanat” diyecek olursak neler dinleyebiliriz sizden? Ve her ne kadar ülke genelinde okuyucusu olan bir dergi olsa da “Erzurum ve Ay Vakti” diye bir başlık açsak, tespit ve tavsiye anlamında veya sizin eklemek istediğiniz anlamlarda nasıl bir bilanço ve reçete sunarsınız bize?

Kültür, sanat, edebiyat deyince Erzurum Türkiye’de ilk akla gelen şehirlerden. Geçmişte öyle, bu günde; dergiler yayınlanmış ve yayınlanmakta. Şehrimizde çıkan gazetelerin ve yazar arkadaşların bu meyanda gayretleri, Radyo ve Televizyonlarda yayınlanan kültürel programlar. Ve dahası, Erzurum’un suyunu içen, günümüzde her mahfilde varlığını hissettiren şairler, yazarlar, akademisyenler, farklı alanlardaki sanatçılar. Alvarlı Efe ve İbrahim Hakkı Hazretleri’nden tutun, ilim, irfan, ihsan ehli sayısız manevi şahsiyetin mümessili olduğu bir şehirden bahsediyoruz. Alvarlı Efe “göl yerinde elbet sular bulunur” der. Her geldiğimde ne yapabiliriz gayreti içinde olan genç arkadaşları gördükçe, geleceğe dair ümitlerim artıyor.      
Şehrin dokusunu bozmazsanız, kültürel mirasa sahip çıkarsanız daha da münbitleşir. Şehri ayakta tutan manevi iklimi, ruh dokusunu muhafaza etmek lazım. Gerisi kendiliğinden gelir.

Ay Vakti olarak, kendilerini tanımadan birçok Erzurum’lu arkadaşımızın çalışmasına yer verdik. Esere bakarak tabiiki, şehire bakarak değil. Sonrasında tanıştık. Bu beraberlikler aralıklı da olsa devam ediyor. Özellikle genç arkadaşlarımızdan ümitliyim, hasretle özgün çalışmalar bekliyoruz onlardan. Erzurum’dan Ay Vakti’ne ulaşan bir nefes, darlığımızı gideriyor, soluklanıyoruz.

Liselerde öğretmen ve yönetici, üniversitede aktif olan her kim varsa, lütfen Ay Vakti ile öğrencileri buluştursunlar. Atölye dergisiyiz. Bu arkadaşlarımızın fedakarane tutumlarına ihtiyacımız var.

Memleketimizde birkaç adım daha yürüyelim isterseniz… Her yıl en az bir kere Erzurum’a geldiğinizi biliyoruz. Yılda bir iki kere geliyor olmanın size asla yetmediğini ve doğup büyüdüğünüz şehirden ruhen de bedenen de kopmanızın mümkün olmadığını ve olmayacağını rahatlıkla hissedebiliyoruz; fakat biraz ayrıntıya girmenizi rica ediyoruz: Erzurum sizin için neler ifade ediyor? Mesela; kaç yaşınızda ayrıldınız bilmiyorum ama köyünüz Ömertepe’ye, içime daha çok sinen ismiyle Pulur’a dair hatırladıklarınızdan bugüne, film şeridinde ön plana hangi fotoğraflar çıkıyor?

Başta, Hüsamettin Ceylan’a ”Adaçay, Balıklı, Söğütlü, Pulur” diye, Erzurum Ovasına, bizim köyü de katarak yaptığı besteden ötürü buradan teşekkür ediyorum.

Erzurum; doğduğum şehrin adını duymak bile beni her zaman heyecanlandırıyor. Üniversiteyi bitirip, öğretmen olarak Adana’ya atanınca 1985 te, haliyle ayrılmış olduk. Şehre ve köyümüze dair anlatacağım çok, çok şey var elbette ama bu sohbete sığdıramayız.

Köyümüz, 1961 de hususi kazı yapılan ve adına kitap hazırlanan tarihi bir köy. Tepesi ihmal edildiğinden yok oluyor. Köprü onarıldı, pulur çayı arzu ediyoruz ki doğal özelliğiyle akıp gitsin. Mezarlık da tarihi eserdir. Unutmadan söyleyeyim, ilk hususi mezbahahanede bizim köyde yıllarca faal olmuştur. Bir dönemin eğitimine damga vuran köy enstitülerinden biri de, köyümüzün adıyla anılan Pulur Köy Enstitüsü’dür.

Cennet yüzlü annelerimiz, ninelerimizdi köyümüzün kadınları. İhtiyarlar bilge, büyükleri gençlere örnek olacak şahsiyetlerdi. Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Gerek anlattıklarından, gerek örnek yaşamlarından hareketle onlardan çok, çok şey öğrendik. 

Hayat şartları zor olsa da, doyumsuz, mutsuz insanımız yoktu. Paylaşmak adına anlatılacak örnek yaşamları vardı. Bu paylaşım ayrı sohbetin konusu ve erdemli toplum göstergesidir. Bugün  varlık içinde yalnızlaşan insanımız geriye baksın ve bir nefs muhasebesi yapsın.

Her yıl üç-beş defa hem Erzurum, hem de köye gidiyorum. “Sıla-ı rahimi kesenden Allah’da rahmetini keser “ buyuruyor peygamberimiz(s.a.v). O niyetle gelip, ziyaretler yapıp dönüyorum.

Biraz da şiir sanatına dair dinlemek isteriz sizi. Şiirin, sizin için çok özel bir sanat olduğunu ve ancak yeri ve zamanı gelince konuşabileceğinizi işitmiştim sizden. Şiir sanatına belki talebeniz seviyesinde bir yolcu olabilmiş veya henüz olamamış bir kardeşiniz olarak; şiir alanında etkinlik adına, yarışma ve ödülleri geçerek, en büyük payı şiir dinletileri aldığı için bu kapıdan açmak istiyorum sorumu. Haddimi aşarak şahsi bir tespitimi sunmak istiyorum size: En hakiki şiir dinletisi -metne döksün veya dökmesin- şairin, içsesini duyup dinliyor oluşundaki hâl-eylem değil midir? Şiir olduğu iddia edilerek sunulan metinler eğer duyulmadan yazılmışsa nedir? Başkalarının dolu dolu yaşadığı his ve fikirleri hissetmediği ve benimsemediği halde “Elbet müşterisi çıkar...” düşüncesiyle, fabrika misali bir üretimle topluma sunan kimselerin unvanı, sizin en iyimser bakış açınızla ne olabilir?

Şiir edebiyat ürünlerinin zirvesinde yer alır. Şairin dinlenmek, tanınmak gibi kaygıları olmamalıdır. Bezeyerek, süslenerek okunan metinler, elbiseleri çıkınca ortada kalıyor. Hasılı şiir makyaj kabul etmiyor. İnsanız, elbette yazdıklarımız beğenilsin, okunsun, taşınsın isteriz. Lakin bu isteğin ötesinde bir taşındığı yer vardır şiirin. İçimizde ve edebiyat dünyasındaki yeri. Taşıma ofisleri şiirden anlamıyor ve kulağa hoş gelen ne varsa kitlelere ulaştırıyor, suni gündemler oluşturuyorsa, orada durmak lazım. Has bahçedeyseniz, sabırla yolunuza devam edin. Hakikat hangi saatte neşvünema bulur bilemezsiniz. Alvarlı Efe Hazretleri 1957 de dünyasını değişti. Bir köy İmamı. Şehre uzak bir muhitte yaşadı. Yarım asır sonra   Hulâsatü’l-Hakâyık ve Mektubatı  Türkiye’nin her yerinde okunmuyor mu..? Okunuyor. Mesele eserse, yaşarken de, yaşam sonrasında da sesini, soluğunu bulur. Biz kendi şiirimizi yazmaya devam edelim, işimiz hakikat olsun yeter ki…



Belki bir gün bir dergide veya kitapta yayınlanması ihtimaliyle veya kat ettiği mesafeyi ileride anlayabilmek düşüncesiyle, şiir hazzıyla işittiği içsesini defterine veya bilgisayarına kaydeden gençlere nasıl bir yol tarifi sunmak istersiniz? Denemeler, mektuplar veya küçük küçük paragraflar yazıp da kimsenin görmesini istemeyen, kendi ifadeleriyle “kendilerine yazan” ve öyle sanıyorum ki şair ve yazarların da en sevdiği okuyucu türünden olan ve bu bakış açısıyla henüz açmamış çiçekleri anımsatan heveslilere hangi cümlelerle nasihatte bulunmak istersiniz?

Gizli hazineler değil mi? O arkadaşlarımız korkularını yenmesi lazım. Güzel bir meziyet ama ortaya çıkmak lazım. Hikmet kırıntısı diye biriktirdikleri çok değerlidir amenna. Kendince maden ama ya maden değilse. Siz yıllarca antika diye bir şeyi saklıyorsunuz, sonra korkarak bir gün piyasaya gösteriyorsunuz, değersiz.  Bunu da yaşamamak lazım. Sanat mahreçli çalışmalar yapan arkadaşlar, kendilerine yazsınlar, kendileri okusunlar, ama ehline sunsunlar çalışmaları. Eskiler ne güzel demiş, fazla tevazu rızka manidir diye…

Dergi dışı faaliyetlerden de kısaca bahsetsek.

Kırk yıla yakındır, başta öğrenci faaliyetleri olmak üzere, vakıflar ve derneklerin, öğrenci yurtları ve okulların talebiyle konferans ve seminerlere hep iştirak ettim. Bilgimi, birikimimi sadece kendi öğrencilerim değil, rube ru çağrıldığımız yerdeki gençlerle de paylaştım. Dergi ve şahsım bu gençlik faaliyetlerine severek iştirak ettik ve etmekteyiz. Sadece mutfakta kalmadım, hep arazide oldum. Bunların anlatılması bile hoş değil, ama bilinmesinde de fayda var. “Yol sabırdır”-“Yürüyüşe Devam” dedik ya, devam edeceğiz inşallah. Rabbim sırat-ı müstakimden ayırmasın. İstikametimizi bozacak ne varsa bizi uzak eylesin. Bütün gayretimiz onun rızasını kazanmak, mümin olmanın gereğini yerine getirmektir. Allah rızasından ayırmasın.

Bu sohbette ve geçmişteki sohbetlerinizde sunduğunuz bilgilerden, yol tariflerinden ve samimi nasihatlerinizden hissesini hep almış biri olarak huzur içerisindeyim. Şehr-i Kadim Gurbetteki Erzurum Gazetesi okuyucuları ve şahsım adına, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz

Ben de teşekkür ederim. “Söz uçar, yazı kalır”  denir. Kalıcı bir çalışmaya imza atıyorsunuz. Emeği geçen herkese teşekkür ederim.
 

Not: Bu söyleşi Abdulkadir Öğdüm tarafından Şehr-i Kadım Aziziye’nin 5 sayısında yayınlanmış ve Gurbetteki Erzurum Gazetesi için revize edilerek okura sunuluştur.

#

22 Nis 2020 - 04:41 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi