ENGELLİLİK: CENNETE KAVUŞTURAN İMTİHAN

ENGELLİLİK: CENNETE KAVUŞTURAN İMTİHAN
Yüce dinimiz İslâm’a göre insanı değerli ve önemli kılan, onun insana, hayata ve varlığa bakışıdır. Zira insan, ırkını, rengini, coğrafyasını ve fiziksel özelliklerini seçme imkânına sahip değildir. Dolayısıyla genetik nedenler, hastalıklar, çevresel faktörler, doğal afetler, savaşlar, kazalar gibi çok farklı nedenlerle ve çoğunlukla kişinin iradesi dışında gerçekleşen engellilik, insanın değerini asla eksiltmez. Âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ.
“…Biz insanı, muhakkak en güzel biçimde yarattık.…”
İnsan, eşref-i mahlûkattır. Yaratılmışların en şereflisi ve en mükemmelidir. Üstün niteliklerle ve güzel vasıflarla donatılmıştır. Bununla birlikte insanın Rabbimiz katındaki değeri; renginde, cinsiyetinde, engelli veya engelsiz oluşunda değildir. Allah katında en değerli insan, O’na hakkıyla kulluk eden ve emirlerine karşı gelmekten en çok sakınandır. Nitekim Yüce Rabbimiz, Hucurat Suresi 13. Âyet-i kerimesinde:
إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ
“Şüphesiz sizin ALLAH katında en üstününüz, en kıymetli olanınız: En fazla takvalı olanınızdır, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” Buyurarak insanlar için en temel değer ölçüsünün “takva” olduğunu beyan etmiştir.

Takva, kulun Rabbine derin bağlılığını, çevresine karşı duyarlılığını ve sorumluluk bilincini ifade eder. Takvanın beşeri ilişkilere ve hayata yansıyan yönü ise başkalarının iyiliğini isteyebilmek ve bunun için çalışmaktır. İnsana insan olduğu için değer vermektir.

İnsana Yüce Rabbimiz katında değer kazandıran, şöhreti, kudreti, güzelliği, sağlığı ya da zenginliği değildir. İnsan zaten varlıkların en şereflisi olarak Allah katında değerlidir ve bu değeri yükseltmesinin yolu ancak iman, ibadet, iyi davranışlar ve güzel ahlâk ile mümkündür.

Rabbimizin hikmeti ve imtihanın bir gereği olarak dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de engelliler bulunmaktadır.

Engelli, yaralanma ya da fiziksel veya zihinsel bir rahatsızlığı nedeniyle bazı hareketleri duyuları veya işlevleri kısıtlanan kişilere denir. Engeller doğuştan ya da sonradan, bazı hastalık veya kazalar sonucu meydana gelmiş olabilir. Engelliler kaybettikleri hareket ve duyulardan dolayı toplumsal alanda birçok zorlukla karşılaşabilirler. Engellilerin yaşadığı sıkıntılar ve zorluklar hem aile hem de sosyal çevresinde ortaya çıkmaktadır.

Halbuki engelli olmak kınanacak bir hal değildir. Çünkü herkes her an engelli olmaya adaydır. Engelliyi ya da engelli ailesini bir takım gerekçelerle kınamak veya suçlamak çok büyük laf konuşmaktır.
İmtihan için yaratıldığımız bu dünyada nasıl ki engelsiz olmak bir üstünlük sebebi değilse, engelli olmak da bir eksiklik veya kusur değildir. Önemli olan, ruh ve gönüllerimizin engelli olmamasıdır.

Bir toplumu tasarlarken, bir toplum modeli yaparken, içinde yaşanılan fiziksel çevreyi o toplumun içinde yaşayan herkesi düşünerek tasarlamak gerekir. Yaşanılan konuttan tüm kamusal yaşam alanlarına ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel elemanların engellilerin özellikleri ve ihtiyaçları da dikkate alınarak tasarlanması gerekmektedir. Ancak toplumlarda tüm bunlara dikkat edilmediğinden, engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engeller her zaman ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunu olmaktadır. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar, bahçeler, okullar, içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha birçok fiziksel çevre elemanı, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel oluşturmaktadır. Böyle ortamlarda yaşamak zorunda kalan engelli bireylerin yaşamları daha da sınırlanmaktadır. Yani hareket yeteneği sınırlanan birey toplumsal yaşamdan da dışlanmaktadır. Bütün bunların olmaması için, engellilerin topluma katılmasını, toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracak yöntemler tasarlanabilir ve geliştirilebilir.

Çünkü şurası bir gerçek ki, doğuştan veya sonradan ortaya çıkan engellilik hali çalışmaya, üretmeye, başarılı işler yapmaya ve nihai hedefe ulaşmaya asla mani değildir. Engelli olduğu halde azimle, inançla kararlılıkla çabalayan ve tarihe adını altın harflerle yazdıran nice insan vardır. Yeter ki bu insanların önüne engeller konulmasın. Yeter ki gönüller engelli olmasın. Yeter ki gönüller engel tanımasın.

Öte yandan erdemli insan şekle ve görünüşe bakmaz. O, kişinin nefsini tezkiye edip etmediğine, ruhunu güzelleştirip ahlâkını mükemmel hale getirip getirmediğine bakar. Çünkü Allah, Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin:
إن الله لا ينظر إلى صوركم وأموالكم ولكن ينظر إلى قلوبكم وأعمالكم
“Gerçekten ALLAH Teâlâ, sizin bedenlerinize, şekil ve suretlerinize, dış görünüşlerinize ve mallarınıza, mülklerinize bakmaz, ama kalplerinize ve amellerinize bakar.” ifadesiyle: İnsanların ırkına, şekline, rengine, parasına, malına, mülküne, makamına ve rütbesine bakmayacaktır.

Bu sebeple herkesin, her an kendisinin de engelli olabileceğinin idrakinde olarak engellilere karşı duyarlılık ve sorumluluk bilinciyle davranması, insan olmanın en tabii gereğidir. Bilinmelidir ki; bireysel ve toplumsal boyutta ahlâkın, erdemin, insaniyetin ve medeniyetin temel ölçütü, orada zayıflara, yetimlere, kimsesizlere, yaşlılara, engellilere ve çevreye yönelik bakıştır. Ki bu bakış, bir gün ya da haftayla sınırlı olmaksızın sürekli bir farkındalık olarak hayatın her anında ve her zaman var olmalıdır.

Aynı şekilde engelli kardeşlerimiz, kimsesiz çocuklarımız da dahil hiç kimsenin cinsiyeti, bedeni noksanlığı ve ekonomik, sosyal konumu sebebiyle hor görülmesine ve haklardan eşit biçimde yararlanmasının engellenmesine de razı olunamaz.

Bu bağlamda şu hakkı da teslim etmek gerekir ki kendilerine imkân ve fırsat tanındığında engelli kardeşlerimiz, çok başarılı işler yapmakta ve sosyal hayata önemli katkılar sağlamaktadırlar. Medeniyet tarihimiz bu anlamda nice güzel örneklerle doludur. Bu meyanda Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin yakın ilgisine mazhar olan birçok engelli sahabinin, yetenek ve istidatları kapsamında kamu görevleri üstlendiğini biliyoruz. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz onlara daima değer vermiş, engelli olduğu için sabırla ve azimle hayata tutunmaya çalışanları Allah katında birçok mükâfatla ve cennetle müjdelemiştir.
O halde bize düşen görev, engelli kardeşlerimizin toplumsal ve kamusal hayatın içinde kendilerine yer bulmalarına zemin hazırlamaktır. Empati yaparak yaşadıkları zorlukları anlamaya çalışmaktır. Diğer yandan engelliliğe sebep olan savaşlar, afetler, kazalar, ihmaller, tedbirsizlikler konusunda da bilinçli, duyarlı ve sorumlu davranmaktır. Bu anlamda hepimizin mutlaka yapacağı bir şeyler olduğunu düşünüyor, bu gaye ve gayretle hareket ettiğimizde yarınlarımızın daha güzel olacağına inanıyorum.
Dolayısıyla doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan hastalık ve engellilik hâlleri, hayatın gerçeği olup insanın noksanı değildir. Bilâkis sabır, sebat ve gayretle sonu cennete ulaşan birer imtihan vesilesidir.

Birbirimizin Farkında Olalım
Her birimiz bir imtihandayız. Dünya ve ahiret mutluluğunun peşinde, zorlukları aşabilmenin gayretindeyiz. Yaratılışımız gereği sevinci ve hüznü, neşeyi ve kederi birlikte yaşamaktayız. Çeşitli hastalıklar, sıkıntılar ve engellerle sınanmanın yanında down sendromu ve otizm gibi gelişim farklılıklarıyla dakarşılaşmaktayız.
Yaşanan her zorluğun, çekilen her zahmetin, öğretici ve insanı geliştirici bir boyutu vardır. Zorluk ve sıkıntıları göğüslemek, her halimizde Allah Teâlâ’nın rızasını gözetmek, insanda kemal sıfatlarının açığa çıkmasına vesile olur.

Gelişim farklılıkları hakkında doğru bilgilenmemiz, tedavi ve rehabilitasyon imkânlarını araştırıp ehil ellerden destek almamız gerekir. Bu tür durumlarda erken tanı ve buna bağlı olarak doğru tedavilerin ve bilhassa uygun eğitimin vaktinde başlaması son derece önemlidir.

Down sendromlu ve otizmli kardeşlerimizin ve ailelerinin, hayatın hiçbir alanında kendilerini yalnız hissetmemeleri için hepimize sorumluluklar düşmektedir. Kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken desteği göstermek, hayatlarını kolaylaştırmak dini ve insani görevimizdir.
Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ أُولَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللهُ إِنَّ اللهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“Mü’min erkekler de, Mü’min kadınlar da birbirinin velîleri dostları ve yardımcılarıdır. Bunlar insanlara iyiliği emrederler, onları kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, ALLAH Teâlâ’ya ve Resülü’ne itaat ederler. İşte bunlar, ALLAH onlara rahmetiyle rahmet edecektir. Muhakkak ALLAH, Aziz’dir, yani va’dettiği nimet ve gerçekleştireceğini söylediği azabı, yerine getirmekten hiçbir şey O’nu acze düşüremez, hâkimdir her şeyi yerli yerinde, hikmetle yapandır.

O halde birbirimizin farkında olalım. Kardeşlerimizle insan onuruna yakışır bir ilişki ve samimi bir yakınlık kuralım. Sonra da ellerimizi Rabbimize açalım, tam bir teslimiyet içinde O’na boyun eğip sabır ve şifa dileyelim. Bizleri hem bu dünyada hem de ahirette mesut ve bahtiyar kılacak bir kulluk bilincine eriştirmesini O’ndan niyaz edelim.

Ebû Musa el-Eş’arî (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
إن المؤمن للمؤمن كالبنيان يشد بعضه بعضا
“İslâm Cemiyetinde, Mü’minin Mü’mine karşı durumu, bağlılığı: Taşları birbirine kenetli yalçın duvar, bir bina gibi¬dir. Birbirini sımsıkı kenetleyip tutar.” Sonra Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.

Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, böyle yapmakla yani el parmaklarını birbirine geçirmekle Mü’minler arasındaki içtimaî dayanışmayı haricî bir misâl ile gösteriyordu.

Râvî Ebû Mûsâ dedi ki: Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz mescidde otururdu, bu sırada kendisine bir kimse gelip birşey ister yâhud bir hacet dileğinde bulunan olursa yüzünü bizlerden yana döndürür ve:
اشفعوا فلتأجروا وليقض الله على لسان نبيه ما شاء
“Bu işin olması için bana delâlet ediniz, sizlere bunun ücre¬ti, sevabı verilir. Bununla beraber Allah, Peygamberi’nin şefaati ve niyazı üzerine dilediği şeyi muhakkak yerine getirir.” buyurdu.
Pek çok hadis-i şerifte şahit olduğumuz gibi, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bazı konuları anlatırken teşbihler, benzetmeler yapardı. Bu hadis-i şerifte de, Mü’minlerin birbirlerine yardımcı olmalarını, aralarında yardımlaşmalarını, bir binanın unsurlarının birbirini sımsıkı tutması, kenetlenmesi haline benzetmiştir. Böyle bir bina sağlam ve dayanıklı olur. Aksi takdirde ayakta duramaz, yıkılır. Şayet Müslümanlar birbirlerine yardımcı olmaz, birlik ve beraberlik içinde bulunmaz, birbirlerine sımsıkı kenetlenmezlerse, güçlerini ve kuvvetlerini kaybeder, ayakta duramaz, yıkılırlar. Nitekim, İslâm tarihi, bunun hem müsbet hem de menfi tecrübeleriyle doludur.

Mü’minler arasındaki yardımlaşma kavramını, sadece maddî cihetiyle ele almak doğru olmaz. Maddî cihet, yardımlaşmanın unsurlarından sadece biridir. Manevî yöndeki kardeşlik, dostluk ve samimiyet, birbirini sevmek, saymak, hak ve hukuka saygı, neticede maddî yardımlaşmayı da doğuran temel unsurlardır. İslâm dini’nin emir ve yasakları, ibâdetler, farzlar, birtakım yasaklar ve haramlar bu kardeşliği ve yardımlaşmayı sağlayan esaslardır.

Müslümanlar, niteliklerinden bahsettiğimiz yapıyı gerçekleştirmek için, gerekli olan her çareye baş vurmalı, yaşadıkları zamanın ve mekânın gerektirdiği teşkilâtları kurmalı, sağlam bir bina gibi olmalıdırlar. Aksi takdirde tek başına İslâm’ı yaşayamaz ve ayakta kalamazlar.

Kısacası: Mü’minler, maddî ve manevî yönden birbirlerine yardımcı olmalı, bir binânın birbirine sımsıkı kenetlenmiş taşları ve tuğlaları gibi bir berâberlik oluşturmalıdırlar. Fert olarak, tek başına İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak mümkün olmaz. Fertler, dıştan gelen baskılara mukavemet edemezler. Baskı ve şiddete mukâvemetin şartı birlik ve beraberliktir. Birlikteliğini kaybeden toplumlar ayakta duramaz, yıkılırlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Talu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi