MÜ’MİN FAYDASIZ SÖZLERDEN VE LÜZUMSUZ İŞLERDEN UZAK DURUR

MÜ’MİN FAYDASIZ SÖZLERDEN VE LÜZUMSUZ İŞLERDEN UZAK DURUR
Kurtuluşa eren Mü’minlerin vasıflarını anlatırken Rabbimiz şöyle buyuruyor:
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ. الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ. وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ.
“Mü’minler, gerçekten mutlaka kurtuluşa ermişlerdir, Onlar ki, namazlarında huşu içerisindedirler. Onlar ki, faydasız söz ve davranışlardan, boş ve yararsız şeylerden uzak dururlar, yüz çevirirler.”

Âyet-i kerimede geçen: “Lağiv” kelimesi, sözlükte “boş ve manâsız söz ve yararsız davranış” anlamına gelir. Kelime burada ALLAH Teâlâ’nın kullarında görmek istemediği her türlü boş ve yanlış, bâtıl tutum ve davranışları ifade etmektedir. Bu kelimeyi bütün günahları içeren bir kavram olarak daha geniş bir muhtevada açıklamak da mümkündür.

Ebû Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
من حسن إسلام المرء تركه مالا يعنيه
“Mâlâyânîyi yani kendisini doğrudan ilgilendirmeyen manasız-faydasız şeyleri terketmesi, bir kişinin iyi Müslüman olmasındandır, onun iyi bir Müslüman olduğunu gösterir.”

Görülüyor ki, mâlâyânîden uzak durmak, kurtuluşa eren Mü’minlerin vasıflarındandır. O halde Allah’ın rızasına uygun davranışlarla, ibadetlerle zamanımızı değerlendireceğiz. Unutmayalım ki mâlâyânîye olan uzaklığımız ölçüsünde Müslümanlığımız güzelleşecek, kulluğumuz Allah katında kıymet kazanacaktır.

Mâlâyânî ile meşgul olmanın sonu ise, şu hadis-i şerifte şöyle bildirilmektedir:
علامة إعراض الله تعالى عن عبده اشتغاله بما لا يعنيه
“ALLAH Teâlâ’nın bir kulundan yüz çevirmesinin alameti: O kulunun mâlâyânî ile meşgul olmasıdır.”
Aslında dünyada lüzumsuz, boş ve faydasız hiçbir şey yoktur. ALLAH Teâlâ her yarattığını bir hikmete dayalı ve bir hizmete uygun yaratmıştır. Ancak herşeyin herkes için her zaman gerekli olması da hiç şüphesiz düşünülemez.

İşte bu iki hadis-i şerifte işaret buyurulan mâlâyânî, “kişiyi ilgilendirmeyen, kişinin dinine ve dünyasına faydası olmayan şey” anlamındadır.

İnsanı doğrudan ilgilendirmeyen şeylere bu anlamda “lüzumsuz” veya “gereksiz” denilebilir. Halkımız “üstüne elzem olmayan işe karışma” derken, işte bu mânâyı dile getirmektedir.

Birisi, Nasrettin Hoca’ya:
- Hocam, bak! Bir tepsi baklava gidiyor… demiş. Hoca da:
- Bana ne! Demiş. O şahıs tekrar:
- Ama hocam! Sizin eve gidiyor, demiş. Hoca da:
- Sana ne! Demiş.
Neyin mâlâyânî, neyin gerekli olduğunu ayırabilmek için öncelikle sağlam değer ölçülerine sahip olmak lazımdır. Hiç şüphesiz Müslümanlar için Müslümanlığın değer ölçüleri esastır. O halde olgun Mü’min Müslümanlığın ölçülerine göre yaşayan ve çevresini bunlara göre değerlendiren kişidir. Mâlâyânî’nin terkedilmesi, Müslümanın sürekli uyanık olduğunu gösterir. Murakabe fikri ile yaşadığını belgeler.
Mâlâyânîyi terketmek, gerekli olanı icabeden yerde gerektiği ölçüde yerine getirmek demektir. Toplumda olumsuz gelişmelerin önlenmesi büyük ölçüde gereksizlerin terkedilmesiyle mümkün olacaktır. Bu sebepledir ki, İslâm âlimleri bu hadisi “medar-ı İslâm” olan dört hadisten biri kabul ve ilân etmiştir.

Gereksizi terketmek, lüzumluları önem sırasına koyma fikrini de beraberinde getirir. Böylece Müslümanı, her konuda en lüzumlu olanı işlemek, en gerekli olanı ortaya koymak başarısını ve basiretini yani olgunluğunu gösterir. Bu da onun güzel Müslüman olduğunun delili olur. Mâlâyânî ile meşgul olmak, lüzumluları ihmal etmeye götürür. Çünkü gerekli-gereksiz herşeyle meşgul olmak insanı, kolayı tercihe sevkeder. Bütün bunlar ise, sonuçta Müslümanı fuzûlî işlerin adamı durumuna düşürür. Bu bakımdan hadis, fevkalâde önemli bir tesbit yapmakta, iyi Müslüman olabilmek için her şeyden önce kendisini ilgilendirmeyen fuzuli işlerle meşgul olmamak gerektiğine dikkat çekmektedir. Çünkü ömür kısadır ve hızla geçmektedir.

Kısacası: Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen söz ve işlerle meşgul olmamak, müslümanın iyi bir seçim bilincine sahip olduğuna ve imanının olgunluğuna işarettir. İnsan, dünya ve âhireti için gerekli ve lüzumlu olan işlerle meşgul olmalıdır. Zira hayat, bir saniyesi bile heba edilemeyecek kadar kısa ve kıymetli bir nimettir. Vakit, bizlere emanet edilen eşsiz bir hazinedir. Ve bir gün her bir emanetin, her bir nimetin hesabı Rabbimiz tarafından eksiksiz sorulacaktır. Mâlâyânîyi terk, sürekli ilâhî denetim altında bulunduğu şuurunun bir sonucudur. Murâkabe’nin en büyük pratik faydası budur.

Gerekli-gereksiz herşeyin harman olduğu gönlümüzde sadece lüzumlu işlerle meşgul olabilmek, ancak gerçekten olgun bir iman ile mümkündür.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ
“Mü’minler boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size! Esen kalın. Bizim cahillerle işimiz yok’ derler.”

Güzel dinimiz İslam, hayatımızın her safhasında faydalı, hayırlı ve anlamlı işlerle meşgul olmamızı emreder. Sözün en doğrusunu söylememizi ve en güzeline uymamızı tavsiye eder. Dünya ve ahiret hayatımıza faydası dokunmayan, vakit ve emek israfına yol açan beyhude işlerden uzak durmamızı öğütler.

Sahip olduğumuz değerler ve Rabbimizin bize bahşettiği nimetler, gereksiz ve amaçsız yere harcanamayacak kadar değerlidir. Bu bilinci taşıyan her Müslüman, kendisine ve çevresine fayda vermeyen, boş işlerden uzak durur. Asılsız sözlere, fuzuli düşüncelere itibar etmez. Aklını ve yüreğini iyilik yolunda, Allah’ın rızasına uygun işlerde kullanır.

Yüce dinimiz İslam, hayatımızın her alanında güzel ve faydalı şeylerle meşgul olmamızı emreder. Yaratılış gayemize uygun olarak imanla birlikte salih amel işlemeye teşvik eder. Dünya ve ahiret için faydalı olmayan, vakit ve emek israfına yol açan işlerden kaçınmamızı öğütler. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşa erecek olan Mü’minler şu vasıflarla tanıtılır:
وَالْعَصْرِ. إِنَّ اْلإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ. إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ.
“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten maddi-manevi büyük bir hüsran, zarar-ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır, bunun dışındadır.”

Başta ailemiz ve yakınlarımız olmak üzere bütün insanlığa, yaratılan her bir cana faydası olan söz ve amellerimiz, Rabbimizin rızasını kazanmaya vesiledir. Hanelerimizin saadeti, ticaretimizin bereketi, birlik ve beraberliğimizin devamı, söz ve eylemlerimizin güzel olmasına bağlıdır. Hakka ve hakikate yaraşmayan, sevgi ve muhabbeti gönül dünyamızdan uzaklaştıran işlerin sonu ise hüsrandır. Nitekim güveni zedeleyen, toplumsal huzuru bozan, kardeşi kardeşten, eşleri birbirinden, ayıran; ya düşünmeden söylenen bir söz ya da dikkatsizce yapılan bir davranıştır.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ. كِرَامًا كَاتِبِينَ. يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ. إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ. وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ. يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ. وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ.
“Hâlbuki şunu iyi bilin ki sizin üzerinizde hakîki bekçiler, sizi gözetleyen muhafızlar,
ALLAH Teâlâ katında çok şerefli, değerli yazıcılar, Kirâmen Kâtibîn melekleri vardır.
Onlar yaptığınız her şeyi biliyorlar.

İyiler, muhakkak Neîm cennetinde, kötüler, günahkârlar ise muhakkak cehennemde, alevli ateştedirler.
Dîn yani kıyamet günü oraya gireceklerdir. Ve onlar oradan bir daha da ayrılamazlar.
Öyleyse geliniz, imanımızı hayatımıza yansıtalım. Din, kıyamet gününün yegâne sahibi olan Cenâb-ı Allah’ın her birimize:
اقْرَأْ كِتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا
“Oku şimdi kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.” buyuracağı mahşer günü için hazırlanalım. Ömür sermayemizi hayrın peşinde koşarak, Rabbimizin rızasını arayarak değerlendirelim. Dünya ve ahiret için faydalı işler yapmaya gayret edelim. Özümüz ve sözümüz bir, tavır ve davranışlarımız güzel, âkibetimiz cennet olsun.

Yazımızı Zeyd b. Erkam (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin zaman zaman yapmış olduğu şu duasıyla bitiriyorum:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ وَمِنْ قَلْبٍ لَا يَخْشَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ وَمِنْ دَعْوَةٍ لَا يُسْتَجَابُ لَهَا
“Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Talu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi