İyiliği Emretmek, Kötülüğü Sakındırmak

                                        İYİLİĞİ EMRETMEK, KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK

İnsanoğlunun iyilikte ve kötülükte sınırı yoktur. Bir taraftan “eşref-i mahlûkat” yani yaratılmışların en şereflisi olma potansiyeline haizken, diğer yandan “belhum adal” yani hayvandan bile aşağı olma potansiyeline sahiptir.
Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde insanın “yaratılmışların birçoğundan üstün” (İsra, 70) ve “hayvanlardan aşağı” (A’raf, 179) olma potansiyeline haiz olduğu beyan edilir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de, insanın yaratılış kodlarını iyi bildiğinden tebliğ metodunda insan psikolojisini dikkate almış, insanlara güzel sözle hitap etmiş, yardımlaşma ve dayanışma duygusunu ön plana çıkartmış, zalimlere karşı sert, mazlumlara karşı şefkatli olmuştur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Allah-u Teâlâ’nın emir ve yönlendirmesiyle 23 yılda sıfırdan mükemmel bir toplum oluşturmuştur. İnsanlar arasında adaleti sağlamak için iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmıştır. Bu bakımdan “emr-i bil maruf nehyi anil münker” farzdır ve bu emir hakiki manada uygulanırsa mükemmel bir toplum inşa edilebilir.
İmam-ı Gazali rahmetullahi aleyh, İhyâu Ulûmi’d-Din adlı eserinde emr-i bil maruf nehyi anil münker farizasının dinde zirve olduğundan bahisle şöyle buyurmaktadır:

“İyiliği emredip kötülükten men etmek, dinde zirve noktasını teşkil eder. Allah-u Teâlâ’nın peygamberleri göndermesinin en önemli sebebi de budur. Şayet iyiliği emredip kötülükten men etmek ortadan kaldırılıp ilim ve amel ihmal edilseydi, peygamberlik müessesesi işlevsiz kalır, din kuralları çöküntüye uğrar, ihtilaflar çoğalır, sapıklık yayılır, cehalet yaygınlaşır ve fesat her tarafa dağılırdı.
Özetle, türlü türlü belalar ortaya çıkar ve memleketler harap ve insanlar helak olurdu. Ne âlemde nizam ve intizam, ne de ahirette huzur ve saadete erişme mümkün olurdu.”

Şeytanla birlikte başlayan kötülük illeti, Kabil’le yeryüzünde temerküz etmiştir. Yeryüzünde kötülük var oldukça iyilik de var olacaktır ancak iyiliği devam ettirme, iyiliğe yönlendirme ve iyiliği yayma görevi bize aittir.
Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de iyiliği emredip kötülükten men etme vazifesini yerine getirmemiz gerektiğini birçok kez tekrar etmektedir. Bunlardan birisi şu ayet-i kerimedir: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir” (Tevbe, 71).
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir kavim zalimin zulmünü gördüğü halde onu bu işten men etmezse, Allah, zalimin zulmü sebebiyle azabını umumileştirir (herkesi kapsayacak şekilde genişletir)” (Ebu Davud, Melâhim, 17).

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) başka bir hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmaktadır: “Sizden birisi bir kötülük gördüğü zaman eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgari gereğidir” (Müslim, İman 78).

Bu hadis-i şerifte hepimizin gücümüzün nispetinde kötülükleri engellemek için mücadele etmemiz gerektiği bildirilmektedir. Kötülüğü eliyle düzeltmek, devlet başkanlarının ve yöneticilerin görevidir. Onlar elle kötülükleri düzeltmelidir ki, yeryüzündeki mazlumların ahı dinsin. Kötülükleri diliyle düzeltmek, gerek yazı gerek konuşmayla yapılan mücadeledir. Bu mücadele de medya iletişim araçları vasıtasıyla etkili şekilde yapılabilir. Bizlerin yapması gereken mücadele budur. Kötülükleri düzeltmede elinden fazla bir şey gelmeyen kişiler ise kötülüklere dur demeyen yöneticileri desteklememeli, kötülükleri eleştirmeyen gazeteyi almamalı, kötülükleri eleştirmeyen kişilerin konuşmalarını, yazılarını, kitaplarını okumamalı, yayılmasına vesile olmamalıdır. Bu yetmez, kötülükleri kalben reddetmeli, kötülüklere ve işleyenlerine kin ve nefret duymalı, zulmün durması için dua etmeli, zalimlere ve zulmüne karşı uyanık olmalıdır. Bu da bir Müslüman’ın en asgari yapması gereken görevidir.

Emr-i bil maruf nehyi anil münker yani iyiliği emredip kötülükten men etmek her Müslüman’ın üzerine farzdır. Birisi kötülüğe karşı durunca diğerlerinin üzerinden sorumluluk kalkmaz. Bu sorumluluk bütün Müslümanların ortak görevidir ancak herkesin aynı oranda sorumluluğu yoktur. Güç sahibi ile zayıfın aynı oranda sorumlu olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Kur’an-ı Kerim’deki, “İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir” (Al-i İmran, 104) ayet-i kerimesi de Peygamber Efendimizin (S.A.V.) kişilerin güç ve imkânları nispetinde kötülüğe karşı durmasını ifadedir; yoksa bir kısım kimseler kötülükle mücadele ederse diğerlerinin üzerinden sorumluluk kalkar demek değildir.

Kur’an-ı Kerim’deki, “İsrailoğullarından kâfir olanlara, hem Davut’un, hem de Meryem oğlu İsa’nın dili ile lanet olundu. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve hakkın sınırını aşmış olmalarıydı. Onlar, birbirlerini yaptıkları kötülükten vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yaptıkları gerçekten ne kötüydü” (Maide, 78-79) ayetinde bu zümrenin kötülükten men etmek için çalışmadıkları için lanete uğradıkları anlatılır.

Unutulmamalıdır ki, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve sahabeleri iyiliği emredip, kötülükten men etmek için tebliğde bulunmuş, Allah yolunda cihat etmiş ve nihayet İslâm devletini kurarak kötülere karşı güç göstermiştir.
Daha önceki ümmetlerde kötülüklerin bir kısmının cezası Allah-u Teâlâ tarafından dünyada verilmiştir. Âd, Semûd ve Lut kavminin, Firavun ve Nemrut’un cezaları böyledir. Ancak, Muhammed ümmeti için durum farklıdır. Peygamberimizin (S.A.V.) duasından dolayı toplu helaklar kaldırılmış; Allah-u Teâlâ kötülükleri düzeltme misyonunu Müslümanlara yüklemiştir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), müşriklerden, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan ihanet edenlerin cezasını kesmiştir. İslâm’ın düşmanı Ebu Cehil’in cezası Müslümanlar tarafından verilmiş; Kab bin Eşref’in cezası da böyledir.

İyiliği emredip, kötülükten sakındırma görevini yüklenen Müslüman’ın, adalet için çalışması, zulme dur demek için sorumluluk alması, Allah yolunda cihat etmesi, bütün bunları tahakkuk ettirebilmek için İslâm devlet modelini tüm dünyada tahakkuk ettirebilmek için uğraşması gerekir. Aksi takdirde yeryüzündeki zulüm ve haksızlık eksik olmaz.

Unutulmamalıdır ki, zulmün bertaraf edilebilmesi için “sözlü duanın” yanında “fiili dua” da gereklidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi