İslam Ahlak Esasları "DİRAYET"

‘Dirayet’, bilmek, tanımak, akıl, zekâ, yetenek, derin görüş sahibi olmak, bir konuya derinliğine vakıf olmak, kararlılık demektir.
 
Konusu Kur’an-ı kerimi açıklamak olan Tefsir ilminde dirayet denilince, tefsir çeşitlerinden biri olan ‘Dirayet Tefsirleri’ akla gelir. Dirayet tefsirleri, rivayet tefsirlerinde dikkate alınan, Sahabe ve Tabiin sözleri, Kur’an’ın yine Kur’an ile ve Hz.Peygamber (s.a.s.)’in hadisleri ve yorumlamalarının yanında dil, edebiyat, dinin genel prensipleri ve diğer genel bilgilere
dayanılarak yapılan tefsirlerin genel adıdır. Bu tefsirlere ‘Rey’ (görüş) tefsirleri de denilir.
 
Ahlâk biliminde ‘Dirayet’, akıllı ve zeki olmak, akılsız ve aptal olmamak, derinliğine konulara hâkim olmak, iyi bildiği hususu mantık ve sağlam bilgilerle savunmak onu ispat edebilmek, kararlılık anlamında kullanılmaktadır. Dirayetli kişilerden başkalarına zarar gelmeyeceği gibi, sağlam bilgiye dayalı bir kararlılık içinde oldukları için genelde kendileri de zarar görmezler. Çünkü onlar zarar gelecek yerlere gitmezler, gitseler bile zarar görecekleri noktaya vardırmadan uzaklaşırlar.
 
Dirayet, iyi düşünmekte, iyi ve doğru söylemekte ve özellikle güzel davranışlarda bulunmakta görülür. Dirayet ahlâkının sermayesi ise sabır ve fikrî çalışma ile beraber fiilî çalışmadır.
 
Toplum içinde dirayet sahibi kişiler çok aranır, fakat az bulunurlar. Dirayet, düşmanlara karşı savunmada bazen silahtan daha çok iş görür.
 
Dirayetli arkadaşa sahip olmak, dirayetli eşi ve çocuğu olmak insan için büyük bir kazançtır. Çünkü dirayetli kişiler, kendilerine bir işi uzun uzun anlatmaya gerek olmadan anlar ve onun gereğini yaparlar. Belki de yapılması gerekli olan bir şey kendilerine söylenmeden önce bile onu düşünüp, tasarlayarak sonucunu ortaya koyarlar. Bu nedenle yukarıda özelliklerini saydığımız kimselerin değerleri bilinmeli, yetenekleri doğrultusunda bunlar yetiştirilmelidir.
 
Dirayet ahlâkının hemen arkasından tevekkül ahlâkı gelir. Çünkü dirayet sahibi kimse bir konuda gereken kararı verdikten sonra artık Allah (c.c.)’a tevekkül eder ve sonucu bekler. İşte âyet*i kerime: “Bir kere azmettin mi (kesin karar verdin mi) de Allah’a tevekkül et! Çünkü Allah, tevekkül edenleri sever.” 1

Görüldüğü gibi tevekkülün oluşum suresi açıktır. Yukarıdaki âyet belli bir konuda yapılması gerekenleri söyledikten sonra tevekkülün gereğine işaret ediyor. ‘Bir kere azmettin mi’ ifadesi, gerekli kararlılığı ve yapılması gerekli çalışmaları haber veriyor. İman edenler, Rablerinin kendilerini ne ile sorumlu tuttuğunu bilirler. Bunun bilincine sahiptirler. Bütün kulluk görevlerinin yerine getirilmesi, bu işin şartıdır. Zaten insan bunun için yaratılmıştır. Görevler yerine gelmeden, sonucu büyük mükâfat ve kazanç olarak beklemek mümkün değildir. Mümin, gerekeni yapar, sonuç konusunda Allah (c.c.)’a güvenip-dayanır, O’nun vereceği karşılığa razı olur.

İslâm müminlere, ilim öğrenmelerini, emirlere uymalarını, rızıklarını aramalarını, Allah yolunda çalışma yapmalarını düşmana karşı hazırlıklı olmalarını, din ve dünya işlerinde şûraya (istişare-danışma) başvurmalarını, işleri kolaylaştıracak metotları bulmalarını, adaletle davranmalarını, haksızlıktan kaçınmalarını ve bunlara benzer birçok şeyi yapmalarını emrediyor. Elbette bütün bu çalışmalar yapılırsa sonuçları da güzel olacaktır. Tevekkül bu anlamda, bütün çalışmaları yaptıktan, bütün görevleri yerine getirdikten sonra duyulan bir iç ve huzur doyumluluk, bir yönden de Allah’ın vereceğine razı olma ahlâkıdır.
‘Tevekkül’ güçlü bir iman ve Allah’ın emrine uymada sürekli bir kararlılıktır. Tevekkül eden (mütevekkil), yaptığı tevekkülle bir faydayı elde eder, bir zarardan kurtulur. Onun hakkıyla yapacağı tevekkül ona öyle bir sonuç kazandırır ki, bu sonucu başka bir şeyle elde etmek mümkün değildir.

Allah’a tevekkül, O’nun yardım ve desteğine güvenmedir, en uygun çalışmayı yapan, kulluk görevleri yerine getirenlere iyi sonuç vereceğinden emin olmaktır. Kulun tevekkülü, Allah (c.c.)’ın o kuluna yeterli oluşunun bir sebebidir. Kur’an-ı kerim müminleri tıpkı takvada olduğu gibi böyle bir tevekküle teşvik ediyor. 

Tevekkül, hakka tam bağlılık, azimli ve kararlılık sahibi olma unsurları ile güçlenir, yerine getirilir. Müminler sadece Allah (c.c.)’a tevekkül ederler. İslâm tarihinde gerek yönetici Halifeler, gerek onların çeşitli devlet kademelerindeki yardımcı ve memurları, ilim adamları, ordu komutanları içinden çok sayıda dirayet sahibi kimseleri görüyoruz. Dirayetin feraset ile de doğrudan ilgisi ve benzerliği vardır. Müslümanda olması gereken feraset gibi dirayet İslâm ahlâkının esaslarındandır.
Dirayetten kurnazlık ve hile ile önlem alma yeteneği anlamı da çıkarılabileceğinden bu özellik Cenâb-ı Hak için kullanılmaz.
 
 
1 Al-i İmran sûresi, 3/159.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Bilgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi