Halk Eğitim Merkezi, Paşalar Caddesi

Havuz başına doğru giderken Tekel’in önünden geçiyorum. Karşıda Postane var. Telefon
ankastrelerinin önünde bekleyen kişilerin sabırsızlıkları hallerinden belli oluyor. Postaneye taraf yolun
karşısına geçiyorum. Cadde üzerinde naylon leğende sımışka ( çekirdek ) satan bir çocuk; “ Taze
kavrulmuş!” diye cılız bir sesle bağırıyor. Leğenden küçük bir cam bardağı tepeli doldurup bana
uzatıyor, alıyorum, cebime dolduruyorum. Halk eğitim merkezinin önündeyim. Burası hiç boş
olmuyor galiba, bugünde yine bir gösteri olacak ki; içeriden davul zurna sesleri geliyor. Kapısının
önünde tatlı bir telaşla koşuşturan, bekleşen kızlı erkekli gençleri görüyorum. Halk eğitim merkezinin
kırmızı kesme taştan alçak bahçe duvarının üstünde oturuyorum. Davul sesini dinliyorum. Davul
sesinin uzaktan hoş işitildiğini birebir yaşıyorum. Lakin bu davul başka davul bu davul insanın kanını
kaynatan Erzurum barını çalıyor. Sonra tok bir ses Sadi Akatay’ın Bar şiirini hissederek okumaya
başlıyor; şiir insanın yüreğine işliyor. Zurna aralarda eşlik ediyor.
Halk eğitimin yanındaki Orkide Aile Çay Bahçesi şehir merkezine yakışır tabi güzelliği ile bir gelin
edasında duruyor. Bahçede rengârenk çiçeklerin arkasında ağaçların gölgesinde, bahçe duvarının
üstündeki tentenin üzerindeki boşluktan dışarıyı seyrederek çaylarını yudumlayan insanları
görüyorum. Bu bahçede sonraki yıllarda çok az oturdum. Lakin burada oturan insanların hali ve tavrı
bana hep tam şehirli; nazik, iyi giyimli, beyefendi ve hanımefendi insan profili gösterirdi. Burada
oturmanın herkesin karşılayamayacağı maddi bir bedeli vardı. En son iki binli yılların ortalarında Kamil
Sönmez birkaç gün akşamları burada türküleriyle canlı konser vermişti. Şehrin sosyal hayatına ayrı bir
renk katmıştı. Konser olduğu günlerde bahçenin önünden birkaç defa geçmiş içeriye gıpta ile
bakmıştım. Akşamın karanlığını gökte yıldızlar, bahçede renkli ampuller aydınlatıyordu. Loş ışıklı hoş
bir manzara vardı. Bahçenin içindeki ve dışındaki tüm insanların ortak noktaları mutlu olmalarıydı.
Neyse isterseniz cadde seyrimize devam edelim. Artık sıra Paşalar Caddesine ( Yeni Cadde ) ye
gelmişti. Kendimi bildim bileli Erzurum’un en sevdiğim caddelerinin başında burası gelir. Yolun sağlı
sollu kaldırımlarının her iki kenarında, orta yol ( refüj ) de şehrin nadide harika bol yeşil yapraklı
ağaçları ile doluydu. Muntazam, düzenli, bakımlıydılar. Kaldırımlar tertemizdi. Ya bana öyle geliyordu,
ya da gerçekten öyleydi, Buradan araçlar geçerken korna çalmamaya, hızlı araç sürmemeye dikkat
ederlerdi. Zaten araç sayısı da azdı o zamanlar. Bu cadde iki mühim bahçenin de komşusuydu. Biri
fidanlık, diğeri Göğüs Hastanesinin ( Veremin ) bahçesi, Fidanlık halka açıktı. Veremin bahçesin de ise
izin alınarak az da olsa ailelere kır imkânı veriliyordu. Veremin bahçesi ile fidanlığın ara yerinde
salıncaklar vardı. Bu salıncaklarda sevdiğini ya da nişanlısını sallayan bir aşığa rastlamanız mümkündü.
Kimse kimseye karışmazdı. Huzur, saygı, hoş görü çevrenin güzelliğinden mi, tabiattan mı yoksa
insandan mı sirayet ediyordu bilmiyorum. Lakin kompozisyon ahenkliydi.
Akşam gün batımından önce Değirmenlik tarafından, Fidanlık yolundan gelen nahır ( büyükbaş
hayvan sürüsü ) buradan evlere dağılırdı. Şehir sadece insanlara değil, insana yarayan, insanı yaşatan,
insanı mutlu eden karada, havada yaşayan mahlûkata ev sahipliği yapan insanı bir sahaydı.
Caddelerin, mahallelerle, mahallelerin sokaklarla, sokakların insanlarla daha bir barışık olduğu
günlerdi.
Cumhuriyet caddesinde gezen insanlar konuşmalarına, giyimlerine ve tavırlarına özen gösterirlerdi.
Karşıdan karşıya bağırarak konuşmak, rahatsız edici şekilde kahkahalarla gülüşmek, şakalaşmak,
yerlere tükürmek ayıp sayılırdı. Caddeye inen insanlar iyi ve temiz elbiselerini giyerlerdi. Caddede
hemen herkes birbirini tanırdı. Onlarca kişiye selam vermeden hal hatır sormadan yürümeniz zordu.

Vakti olanlar birbirlerini cadde boyunca yer alan çay bahçelerinde kıraathanelerde ağırlardılar.
Bunlardan Emirgan çay bahçesi, Orkide Çay Bahçesi, Cumhuriyet Çay bahçesini sayabiliriz. Bu
bahçeler özellikle yaz aylarında kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı herkesin yorulduklarında dinlendikleri
yegâne mekânların başında geliyordu. Kışın Emirgan çay bahçesinde masalar birleştirilir, şehrin
okuyan, yazan insanları edebi, tarihi, siyasi hararetli sohbetlerini burada yaparlardı.
Yakutiye Medresesinin doğuya bakan tarafında Çizgi roman satan çocuklar ve gençler vardı.
Karşısında Doğu Sineması onun yanında Merkez Komutanlığı, Mahmutpaşa Mağazası ve Hacıbaba
Lokantası vardı.
Şehrin en eski sinemalarından biri olan Dadaş Sineması, eski adıyla Saray Sineması da bu cadde
üzerinde idi. Sinemanın doğuya bakan cephesinde Lale Pastanesi, batıya bakan cephesinde
Erzincankapı’ya bakan tarafında balıkçı dükkânı ve Kelleci ve tırnak satan seyyar arabası olan satıcılar
dururdu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nizamettin KORUCU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi