Lalapaşa Cami, Boyacılar

1985 yılının yaz ayları…  Hava oldukça sıcak, Cumhuriyet Caddesi, iki taraflı yemyeşil ağaçları ile kaldırımında yürüyenlere şemsiye olmaya devam ediyor. Caddenin bir tarafında önünden geçenlere “ Gör beni “ dercesine alımlı vitriniyle Ülke Kitabevi var. O günlerde çalıştığım Noter işinden ayrılmış, kendime yeni bir iş bakıyorum. Annemin “ Boş gezmektense boş çalışmak iyidir “ sözü kulaklarımda.

  İş arama aralarında, gündüz vaktimin bir bölümünü Lalapaşa Camii’nin tarihi şadırvanında suyun huzur verici sesini dinleyerek geçiriyorum. Şadırvanın etrafındaki vişne ağaçları, kırmızı pullu ev olmuş; kuşlara sahiplik yapıyor. Bahçe alabildiğine yeşil, yeşilin bin bir tonu, en kasvetli ruhlara bile ferahlık sunuyor. Banklarda ikişerli, üçerli öbek, öbek insanlar besbelli ki manzaranın tadını çıkarıyorlar. Bir iki bankta tek başına oturanlar, kendi dünyalarına dalmış, sükûtun derinliğindeler. Elinde tepsisi, tepsinin üstünde helli ( altın sarısı çizgi desenli ) bardakları ışıl ışıl, biri büyük diğeri küçük iki çinko demliğiyle çay satan çaycı dolaşıyor. Minik, mis şekerliklerde kırılmış kıtlama Erzurum şekerleri. Arada bir orta ses düzeyi ile “ Çay!” diye bağırıyor.

  Her şey yerli yerinde, çiçekler, kelebekler ve böcekler dahi nefis bir Erzurum yazının tadını çıkarıyorlar. Elimde bir kitap, ara sıra kapağını açıp birkaç sayfa okuyor, sonra yine çevreyi seyrediyorum. Caminin ön duvarına dizdiği kitapları satan genç, sergisinin önündeki iki kişi ile hararetli bir sohbetin koyu deminde. Seyyar tezgâhında şadırvan ile cami kapısı arasında tespih, takke, koku satan komşumuz Yusuf Abi duruyor. Bir görünmez muhabbet halesi ile beni kendine çekiyor. Yanına yaklaşıyorum. “ Gel ezemin oğlu, gel Nizoç “ diyor. Elindeki iğne şırıngasını bir koku şişesine sokuyor ve çekiyor. O gün nasibime düşen leylak kokusunu üzerime cömertçe püskürtüyor. Hal hatır ve hoşbeşten sonra o güzel hikmetli sözleriyle gönlümü alıyor. Benimle konuşurken bir yandan da yanımızdan geçen, selam veren herkese koku ikram etmeyi de ihmal etmiyor. İzin alıp yanından ayrılıyorum.

  Caminin Menderes Caddesi tarafına bakan yönüne doğru aheste aheste yürüyorum. Sıra sıra dizili bir düzine at kestanesi ağacının önünde duruyorum. Bütün ihtişamı ile mutluluğun saltanatını sunan ağaçlarda, kesif bir yeşillik arasında kuş yuvaları dikkatimi çekiyor. Büyük Sanatkâr müthiş sanatını, doyumsuz bir ziyafeti gözler önüne seriyor. Ayaklarım yolu sürüyor, rüzgâr yönümü.

  Caminin caddeye bakan tarafındayım. Osmanlı’nın muhteşem eseri, mübarek mabet, yemyeşil zengin yapraklı ağaçların arasından pencerelerindeki renkli kristal camlarıyla ışıldayarak göz kırpıyor. Cumhuriyet döneminin adıyla süslediği bu güzel caddenin, bu hoş bahçesi ve ağaç şöleni her yanı şefkatle kuşatmış. Caminin tam önünde sayıları yedi sekizi bulan boyacılar, sarı madeni kapaklı ve sarı işlemeli sandıklarıyla arz-ı endam ediyorlar. Şehrin ferdi hizmet sektörü iş başında, hiçbiri boş değil. Hepsinin yüksek taburelerinde; beyefendiler, yeni gibi duran kunduralarını boyatıyorlar. Pantolon paçaları sıvanmış, ayakkabının yanlarına, boyanın çoraba bulaşmaması için yanlıklar konulmuş. Büyük ağabeylerine özenmiş, küçük yaşta boyacılar sıranın en sonunda ve biraz uzağında mütevazı sandıkları ile müşteri bekliyorlar. Kendi sandalyeleri tenekeden, lakin müşterilerine tabure koymuşlar.

  Biraz ileride, Mumcu’ya dönen köşenin hemen yanında tablada salatalık satılıyor. Salatalıkların kokusu metrelerce uzaktan duyuluyor, “ bizi yiyin “ dercesine. O yüzden mi acep satıcının hiç sesi çıkmıyor. Elinde bıçak, sürekli salatalık soymakla meşgul. İri taneli, lezzetli, yemyeşil salatalıklar en son uzunlamasına ortadan ikiye bölünüyor, arasına tuzluktan tuz serpiliyor ve müşteriye veriliyor. Tuz mu daha tatlı salata mı? Enfes bir damak tadı olacak ki; yiyenin yüzündeki mimikler bir hoş değişiyor.

  Mumcu’ya ayrılan yola girmeden karşıya geçiyorum. Cadde yolculuğum devam ediyor. Biraz ileride Erzurum’un güzide ve gözde bir kitapevi var. Büyükçe bir mekânda kitapseverlerin bayramı, her günkü gibi o günde sürüyor. Adımlarım içeri süzülüyor. Kitapları ziyaret etmeden, Kitapçı Amca’nın kitap dostlarıyla olan sohbetini dinlemeden geçmek olur mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nizamettin KORUCU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi