Dikkat! hukukçu virüs var

"Delinin biri bir kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı onu çıkaramamış" derler.

İşte son günlerde sosyal medyaya sızan bir haber, kırk değil, seksen milyonu meşgul etmiş görünüyor.

Saygı değer Diyanet İşleri Başkanımızın, 24.04.2020 cuma günü Ankara/Hacı Bayram camii minberinden okuduğu sembolik cuma hutbesinde verdiği öğütlerle "suç işlemiş" diyorlar.

Bunun üzerine "mülkün temeli" olan adaleti gerçekleştirmekle görevli bir hukuk barosu mensupları da, başkanın şahsında bu milletin dinine ve Kur'anına "çağlar ötesinden gelen ses" diyerek seviyesizce saldırmayı görev bilmişler.

Peki, sayın başkan, acaba ne demiş de onları bu kadar çıldırtmış? Diyanet İşleri Başkanı, bir baba şefkatiyle;

"Ey insanlar! Canımıza, aklımıza, inancımıza, malımıza ve neslimize zarar verecek şeylerden uzak duralım" diyerek öğüt vermiş.

Ne büyük suç işlemiş!?

Bir Diyanet İşleri Başkanı için bundan daha büyük suç olur mu?!

Kur'an âyetlerine ve hadislere dayanarak;
*) Sağlığımıza, aklımıza dikkat edelim demiş.
*) Malımızı, inancımızı koruyalım demiş.
*) Neslimizi, zürriyetimizi perişan etmeyelim demiş.

Peki, başka ne demiş?
* İslâm dini, zinayı büyük haramlardan biri olarak kabul ediyor, demiş.
* Yüce Allah, Lûtîliği, eşcinselliği lanetliyor, demiş.
* Bunun sebebi; hastalık yapması ve nesli çürütmesidir, demiş.
* İslâm'ın haram kıldığı "zina" yoluyla, yılda yüz binlerce insan, Hiv virüsüne yakalanarak hayatları zindana dönüşüyor, demiş.
* Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim, demiştir.

Bunun için sayın başkan onlara göre büyük suç işlemiş oluyor. Onlar da tıpkı tarihin derinliķeride yaşayıp çöplüğe atılan Hz. Lût kavmi gibi, bu öğütleri veren saygın kişiye hakaret ederek karşı çıkmışlar.

Peki, Müslüman Türkiye Cumhuriyeti'nin Diýanet İşleri Başkanı, Ramazan ayının bir cuma hutbesinde ne demeliydi?

Bütün dünyanın, Korona Virüs sebebiyle vatandaşlarını bulaşıcı hastalıklardan korumaya çalıştığı ve pek çok yerde vatandaşlarını karantinaya aldığı şu zamanda, Türkiye'nin Diyanet İşleri Başkanı, hutbesinde ne demeliydi?
- Sağlığınızı boş verin mi demeliydi?
- Sizi hayvanlardan ayıran aklınıza önem vermeyin mi demeliydi?
- Çocuklarınız varsın ahlâksız olsunlar. Eşcinsel olsunlar, lezbiyen olsunlar mı demeliydi?
- Uyuşturucu müptelası olsunlar.
- Alkolik olsunlar. Düşe kalka sokaklarda, köprü altlarında sürünsünler.
- Kumarbaz olsunlar. Bir gecede tüm varlıklarını kaybedip ailelerini perişan etsinler.
- İnançsız olsunlar. Kendilerini yaratan Allah'ı bile tanımasınlar mı demeliydi? Ne demeliydi!?
- Acaba Onlar, kendi çocuklarına "Eşcinsel olun, lezbiyen olun" diye öğüt mü veriyorlar?

İnsanın inancı ne olursa olsun, dünyanın her yerinde bu gibi öğütlere teşekkür edilirken, öğüt verenlere saygı duyulurken bizim diplomalı akl-ı evvellere ne oluyor da bu gibi öğütleri suç sayıyorlar? Kutsallara saldırıyorlar?

Bu durumda haykirarak sormak gerekmez mi?

Ey millet! "ADAM" olsunlar diye sizin bin bir güçlükle yaptığınız okullarda ve üniversitelerde bunlar,

- Bunun için mi yıllarca tahsil gördüler?
- Bunun için mi diplomalar aldılar?
- İnancınıza hakaret etmek için mi makam sahibi, hukukçu oldular?
- O şerefli hukuk cübbelerini kirletmek için mi el üstünde tutuldular?
- "Adalet" denilen cevheri bu şekilde mi dağıtacaklar? Bu şekilde mi "ADAM" olacaklar?

Fakat adam olmak nerede?! Keşke önce aklını kullanabilen insan olabilselerdi? O zaman belki anlarlardı. Belki o zaman kavrarlardı!

Onlar anlayamadılar. Kavrayamadılar. Zaten bu durumda anlayamazlardı, kavrayamazlardı. Çünkü eğitim hayatları boyunca hep maymundan türediklerine inandılar. İnandırıldılar. Bunun için maymunların bile yapmadıklarını şimdi kendileri yapıyorlar, yapılmasını savunuyorlar.

Efendiler! Lütfen söyler misiniz?
* Sizler, hangi dünyadan geldiniz?
* Kimin ya da hangi dünyanın hukuk sistemini, hukuk kitaplarını okudunuz?
* Hukuk kitaplarınızda, bugün bütün dünyayı perişan eden Korona virüsten çok daha tehlikeli, bulaşıcı Hiv virüsünün ne faydalarını gördünüz de ona o kadar sempati duyuyorsunuz?
* Tertemiz hukuk cübbenizi giyerken hangi virüsle onu bulaştırdığınızın farkında mısınız?
* Hangi hocanız, hangi okulunuz, hangi kitabınız, hangi kültürünüz sizi bu hale getirdi de; bu öğütleri veren değerli zatı, sıkılmadan suçluymuş gibi gösteriyorsunuz?
* Böylece siz de savunduğunuz eşcinsellerin ve lezbiyenlerin safında yer aldığınızın farkında değil misiniz?
* Toplum içinde gezerken herkesin, sizi de birer eşcinsel olarak görmesinden hoşnut mu olursunuz?

Şayet "bizim için fark etmez" diyorsanız, çok büyük bir çoğunluğu temiz ve Müslüman insanların yaşadığı bu ülkede hiç vakit geçirmeden, hemen sıkı bir "karantinaya" girmelisiniz. Aksi halde, hukuk sistemine bulaştırdığınız bu virüs, pek kısa zamanda sizi layık olduğunuz yere sürükleyip rezil edebilir. Dikkat ediniz!

Sizin "çağlar ötesinden" geldiğini söylediğiniz bu kutsal sesin, insanlık var olduğu zamandan beri tüm çağları sizden daha iyi bildiğini ne yazık ki siz bir türlü anlamak istemiyorsunuz?

Hatta daha sonra gelecek tüm çağların ötesine kadar, yani canlı hayatın en son noktasına kadar, bu sesin her şeyi bilip idare etmeye devam edeceğini de siz bir türlü idrak etmek istemiyorsunuz.

Çağlar ötesinden gelen o sesin, sahip olduğunuz her şeyi çağlar ötesinden hazırlayıp size sunduğunu da siz bir türlü idrak edemiyorsunuz.

Canınızı, malınızı, her türlü kariyerinizi ve sahip olduğunuz her şeyi; diplomanızı, makamınızı, hatta hayatınızı bir anda elinizden alabileceğini bir türlü kavrayamıyordunuz.

Hâlbuki;
- Size nefes aldıran; o sesin sahibidir.
- Size insan onurunu veren; o sesin sahibidir.

Sizin "çağlar ötesinden gelen" diyerek hafife almaya cüret ettiğiniz o sese bir kulak verebilseniz, bir gazete kadar, bir dergi kadar ona önem verseniz;
- Onun nasıl bir ses olduğunu o zaman anlayacaksınız.
- O sesin size neler söylediğini o zaman kavrayacaksınız.
- Ve bu yaptıklarınızdan dolayı o zaman siz, kendi kendinize utanacaksınız.

Fakat ne fayda!
* Kalp mühürlü ise,
* Kulaklar sağır ise,
* Gözler kör ise,
* Beyin ile kalp bağı kopmuş ise eğer;
Ecel gelinceye kadar siz de böyle bulunduğunuz yerde kalıvereceksiniz. Eceliniz geldiği zaman gerçeği göreceksiniz, fakat o zaman iş işten geçmiş olacak.

Aziz dostlar!

Fazla dert edinmeye gerek yoktur. Yüce Allah'ın buyurduğu gibi; "Herkes kendi yolunda devam ede dursun." (Kâfirûn; 6) Benzeri virüsler her toplumda vardır. Müslüman ülkemizde de bu gibi parazitlerin bulunması elbette hepimizi üzmektedir. Fakat bizi bundan daha fazla üzen bir şey vardır. O da bu gibi parazitler karşısında umduğumuz yerlerden yeterince bir ses duyulmamasıdır.

Hadi bu ülkede "hukukçu" sıfatıyla bazıları hadlerini bilmiyorlar, patavatsız ileri geri konuşuyorlar diyelim.
* Peki, kendi meslektaşlarından onları uyaracak, hadlerini bildirebilecek kimse yok mu?
* Onların tümü aynı şekilde mi düşünüyorlar?
* İnandıkları şeyi savunmaları için illa da mahkeme huzurunda mı olmak gerekir?

Bütün ülke sathındaki sosyal alanlarda, sahada, camide ve hatta neredeyse evimizin içinde bile kendilerini tek söz sahibi gibi gören bu aymazlara, bu haddini bilmezlere, onların meslektaşlarının hukuk adına söyleyecek sözleri yok mu?

*) Allah'a, peygambere, Kur'ana inanan dürüst, Müslüman hukukçular nerede?
*) Diğer barolar nerede?
*) Diğer hâkimler, savcılar nerede?
*) "Bu sizin işiniz değildir, bizim bütün hukuk camiasının onurunu kırmaya hakkınız yoktur" diyerek neden hesap sormuyarlar?
*) Yalnız bir yerdeki bir savcının göstermelik bir çıkışı ve güya bir soruşturma yapma haberi sizce yeterli midir?
*) Bu dostlarımızın evlerine, ailelerine ya da kendilerine birileri saldırmış olsaydı, böyle sessiz mi kalırlardı? Başkası konuşsun, başkası uğraşsın derler miydi?
*) Yoksa "çağlar ötesinden" diye hafife alınan ilâhî ses, onlar için de mi önemsiz geliyor?

Aziz dostlar!
Lütfen şunu unutmayın: Aptallar ve küstahlar toplum içinde kendilerinden emin olarak yaşarlarken, bizim akıllı olanlarımızın hep kuşku içinde çekingen yaşamaları; bizim en önemli toplumsal sorunumuzdur.

Eski bir politikacımıza mal edilen fakat aslında Victor Hugo'ya ait olan bir özlü söz; bizim bu hâlimizi çok güzel anlatıyor. Bizi adeta kamçılıyor ve diyor ki: "Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmalıdır."

Edebiyatçı hemşerimiz rahmetli Cemil meriç de; ".. Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olunuz" diyor.

Şu halde sözün özü:

Herkes safını seçsin ve kimlerle beraber olmak istiyorsa; orada bulunsun.

30.04.2020
Mustafa Varlı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Bilgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi

Anket Erzurumspor Süper Ligde kalabilirmi ?