YOKLUĞUN DİBİ

YOKLUĞUN DİBİ

Vakti zamanında bir gün abim eve kelle eti kıyması getirmişti. Koyun kellesi güzel olurdu ama sığır kelle kıymasından kimse yemek yapmazdı,salya sümük bir görüntüsü/tadı olurdu. Zaten bunun için normal kıyma fiyatına göre çok ucuzdu.

O zamanlar bizim için bir çeşit “senetü’l hüzn” yıllarıydı,sofrada iki çeşit neredeyse hiç olmadı.
Ben istanbul’da sığır kelle etinin satıldığını pek görmüyorum.Hazır kıymaların içine katıyorlar mı bilmiyorum.

Bir ara akşamları kahvelerde,ekmek arası ciğer de satmışlığımız vardır.Maliyeti düşürmek için karaciğer ile kimsenin yemediği akciğeri karıştırırdık.Ama bunun bir “altın oran”ı vardı.Onu aştığınızda erbapları tadından/kokusundan anlar ve “ağ cigeri basmışsan gene” diye sitem ederlerdi.
Neyse konumuz bu değil.

İkindiye kadar aç olduğumuz için,rahmetli anan çabuk olsun diye kelle etinden kıyma pişirdi ve önümüze koydu.

Hep beraber bakır sahana daldık,sofrada sadece kaşık sesi duyuluyordu.Aslında bizde kural basitti”doymak için hızlı ol”.

İstanbul’da ağabeyileri ile birlikte yaşayan ama bir ara Erzurum’da bizimle yaşamaya başlayan rahmetli üvey abim de,daha önce hep beraber yaşadığımız evde,sofraya oturur,babamın da oturmasını beklerdik.Babam Bismillah diyip ilk kaşığı attıktan sonra adeta dünya harbi yaşanırdı.Aynı kaptan yemeye alışkın olmadığı için bu abim nazlanır “anne bu ne neden yapılmış vs “sorular sorarken biz yemeği bitirirdik bile. Annesi ensesine bir şaplak atar “bemırad,sen ağzım gözüm diyene geder bah yemek gene bitti”derdi.

Bide ele aka buka gonuşurdi ki.
Ee gözün açacaksan,burasi kurtlar sofrasi.
Zavallı günlerce aç kaldı.Oğlum önce ye,sonra sorarsan.Böyle zamanda gerekirse nefes bile almayacaksın.

Ama sonrasında gelip bizi bile geçti.Önce bizim önümüze saldırırdı.
Tabii rahmetli analıkta başka bir cinsti. Babamdan sonra yemeğe o dalardı.Genellikle eliyle yerdi ve beş parmağı ile en iyi yerini alırdı.Ama el büyük,ağız küçük.O ağzında bir tur attırana kadar biz yine yemeği bitirirdik ve payımızı da alırdık.İt pijleri,gene bitirmişler,bi soluhlanın daha”.
Babam evde olmadığı zaman onun payını hep analığımız ayırırdı.”bize ne galdıki”diye İtiraz ettiğimizde de “siz fırtıhlarızla bile doyarsız”derdi.

Sofranın en zavallısı da rahmetli anamdı.Ortaya tavuk geldiğinde baban göğsünü kendi alır,butların birini anama ötekini de analığıma verirdi.Geri kalanı da 8 (7+1)çocuk ve sofrada ise amcam yerdi.Zaten misafir varsa tam yandık demekti.

Artık bize doğru dürüst et kalmadığı için “senin kemiğin benimkinden daha etli”kavgası yaşanırdı.Anam kendi butundan birer parça ağzımıza koyar kendisine bir şey kalmazdı.Anam hep toktu zaten,Onu herhalım ki Allah besliyordu.

Hülasa kalan kemikleri ite verseniz “yuh ya,bu nasıl sıyırma,kıpbik kalmamış”derdi.
Zaten şimdiki çocukların kıkırdakları kemik diye yememelerine,derilerini atmalarına şaşırmam ondandır.
Aynı kaptan yemenin,ara sıra kavgalara neden olsa bile,ben çok faydasını gördüm.
Misal ben hiç yemek ayırmam,önüme ne konulursa bismillah der başlar elhamdülillah der kalkarım.İsterse yal olsun.Onun için anam “seni alan gari yaşadi”derdi.
Bu yemek lezzetli mi değil mi,benim beynim buna kafa yormaz,düşünmez bile.Bu yüzden hayatımda hiç bir yer ve zamanda yemek problem olmadı.
“Bah hele yemeh bulmuş,bide seçir itoğlit.”demezler mi adama.

Yine araya parça atmadan kıymaya dönelim.
Tam sahanın yarısına geldiğimizde garip bir koku almaya başladık ve yemeğe ara verdik.Meğer anam kıymaya su yerine gaz yağı katmış.Mutfak diye kullandığımız tezgahın altında iki mavi bidon vardı,birisi su öteki de gaz yağı doluydu.Telaşla bunları karıştırmış.
Ama artık nasıl açsak,karnımızın yarısı doyana kadar burnumuz gaz kokusunu almamış.
Şimdi bunun bilinsel açıklamadını da yapayım.
Eğer beyninize beş duyunuzun gönderdiği mesajdan daha güçlü bir mesaj gönderebilirseniz,beyin duyularınızın gönderdiği mesajı almıyor.
Ya,beynimiz öyle açlık mesajı almış ki,burun murun hak getire.Ac oğli ajlar.
Asıl problem tabii bundan sonra başladı.Tamam mı,devam mı.
Anamın “elizi ayağızi öpim,saggın yemeyin,ölürsüz” yalvarışlarını kimse dinlemedi.
Devam,hepsini yedik,dibini de sıyırdık.Bırakırmıyız abii.
Heç de bişe olmadi,şükür.Hem de içimiz dışımız pahlandi.
O zamanlar kelle etinden daha değersiz hayvanın kemikleriydi.İte atsan it yemez derler ya,işte o kadar yani.
Yani yokluğun dibiydi.Şükür oraya kadar hiç düşmedik.
Kasaplar bedava verirlerdi.Kaynatıp suyunu içsinler diye.Tabii ilikli kemik var,iliksiz kemik var.
Karşımızdaki kasap yanında çalışan elemana “ambu iliklileri ayır,iliksizleri at”dediği zaman bu farkı öğrenmiştim.
İlikli kemik diye de geçmeyin.İnsanlık olarak ona çok şey borçluyuz.
Yine eşsiz bilgi dağarcığımdan bir bukle paylaşayım.
Atalarımız doğanın en zayıf halkası iken,düşen bir hayvanı en güçlüler yemeye başlar, sonrasında babunlar,en sonrasında da insan gelirmiş,ama bakarmışki geriye sadece kemik kalmış.Sonrasında kemiğin içindeki iliği fark etmiş ve onunla beslenmeye başlamış,hatta ilk alet olan baltayı kemiği kırnak için icat etmiş.
Gerçi M.Duman ağabeyin yazısından,Erzurum’da bazı vicdanlı kasapların ilikli kemik isteyenlerin torbasına azda olsa normal et de koyup,daha önemlisi normal et almışlar gibi paketleyip verdiklerini de öğrendim.
Tabii “kemiğe itibar kazandırdılar”diye sitemini de göndermiş,sağ olsun.
Ben de merak edip ilikli kemik fiyatlarına tekrar baktım.50 ila 150 (sarpetdepo)lira arasında değişiyor.Sığır kelle eti de 200 ila 350 lira arasında.Lüks olmuş yani.
Bizim yokluk zamanımızda kelle eti imdadımıza yetişebiliyordu, ilikli kemik de yokluğun dibiydi. Ama anlaşılan yokluğun dibinin dibi de var artık.
13.01.2024

Mahmut Esfa Emek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Esfa Emek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi