İSLÂM'IN ÜSTÜNLÜĞÜ

İSLÂM'IN ÜSTÜNLÜĞÜ

Büyük İslâm âlimi ve İslâmî Edebiyat’ın üstadı Ali Nar Hocamızın vefatının yedinci sene-i devriyesi. 16 Temmuz 2015 tarihinde dâr-ı beka’ya uğurladığımız Ali Nar Hocamızı, İslâmî İlimler, Kültür ve Edebiyat Vakfı (İSEV) olarak tertip ettiğimiz anma programıyla yâd edeceğiz. Edirnekapı Şehitliği’ndeki mezarı başında yapacağımız anma ve dua programı 16 Temmuz 2022 Cumartesi, ikindi namazından sonra saat: 18.00’da yapılacak inşallah.

Bu vesileyle Ali Nar Hocamızın “İslâm’ın Üstünlüğü” makalesini yayınlayarak, O’nun ilmi derinliğini, hassasiyetini, bakış açısını, edebî yönünü yansıtmak istedik. Hocamız, dinimiz İslâm’ın diğer din ve ideolojilere üstünlüğünü şöyle anlatmaktadır:

İslâm’ın Üstünlüğü

İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünün ilk senesinde derslerimize gelen seçkin insanlar vardı: Ömer Nasuhi Bilmen, Ali Üsküdarlı, Ahmed Davudoğlu, Nevzâd Ayasbeyoğlu, Ali Nihad Tarlan, Ömer Kirazoğlu, Osman Pazarlı ve Mahir İz gibi.

Mahir İz, tasavvuf dersine geliyor ama hep edebiyat! Arapça, Farsça, Türkçe beyitler, kıt’alar, medhiyeler, mersiyeler. Heyecan, yüksek savt ve inandırıcı eda.

İlk dersten itibaren bize hareket düsturları, düsturların dayanakları, gönlümüze zihnimize naklediyor. Her münasebette elini masaya vurarak, gür bir sesle ihtarı bu olurdu: “Hakk din budur, en üstün bu olacaktır!”
Bütün varlığımla benimsediğim bu ifadeyi, hamasetle söyleyen bir uyarı gibi zihnimde, dipdiri tutsam da yorumu ve dayanağı için bir teşebbüsüm olmadı sanki!

Evet, en ciddi ve kapsamlı düstur. Ama niçin ve nasıl?

Vaktaki yaşım yetmişi geçmiş, neşredilen kitaplarımın sayısı yaşımla atbaşı hizalanmış olduğu bir senede Anadolu Gençlik’e “Dinlerarası Diyalog”un çağdaş ama en büyük fitne olduğunu anlatmaya başlayacağım sırada, bir gencin güzel ses ve ahengiyle şu Fetih Suresi 28’inci Ayeti “O’dur ki; Resulünü hüdâ ve hak dinle gönderdi ki; bütün dinlere üstün gelsin!”, “Şahid olarak da Allah yeterdir” ve Tevbe Suresi 33’üncü Ayeti “Varsın müşrikler hoşlanmasınlar” diye biten ayetlerini okudu. Bu ayetlerin benzeri ayetler de vardır. Mesela: “Allah’ın indinde din İslâm’dır” (Al-i İmran, 19), “İslâm’dan başka din arayan, asla makbul (ümüz) değildir” (Al-i İmran, 85), “İbrahim ne Musevi, ne İsevidir; O hanif müslimdir” (Al-i İmran, 68) gibi.

Bu ayetler de yukarıda bahsettiğimiz Fetih Suresi’nin 28 ve 29’uncu ayetlerini destekler ve Dinlerarası Diyalog fitnesini imha eder.

“Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onun arkadaşları, kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise hoşgörülüdürler…”

Esas mesele ise, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın ünlü tefsiri “Hak Dini Kur’an Dili” de ilhamla “İslâm’ın Üstünlüğü” ana teziyle bakalım.

Fetih Suresi’nin ilgili ayetlerinin tefsirinde merhum açıklıyor:

a) İslâm’ın bütün dinlerden üstünlüğü kesin bir bilgi. Son din, kitabı asla tahrife uğramamış, Peygamberinin bütün eseri yaşamaktadır. Hiçbir dönemde zillete düşmemiş. Birinden biriyle devlet himayesi devam ede gelmiş. Şiarları: Ezan, Cum’a, Camiler ve Ahkâmı hayatiyetini sürdürüyor.

b) Bütün bunların formülü, işaret olunan ve lafzen da tekrar edilen ayette “Hûda” ve “Hakk Din”dir.
“Hûda”, İsmet üstünlüğünü remzlendirirken, “Hakk Din” de İzzet üstünlüğünü tesbit eder. Yani birincisi, dinin kitabı bunu saf ve berrak olduğu, asla hurafe veya ilâve karışmadığını anlatır. Hak katında yanlışsız indiği gibi, indikten sonra da asla bir ekleme çıkarma olmamıştır. Kitap, İsmetini korurken, onun tebliğ eden Peygamberin İsmeti de aynen korunmuştur. Onun bütün sünneti, şanı, şöhreti lekesiz olarak bize ulaşmıştır.

Sorulur. Ondan başka hangi Peygamberin eseri ve hüviyeti aslıyla yaşatılmış ve bugüne ulaşmıştır? Hiçbiri! Hatta “ulu’l’azm” Peygamberlerin bile çevresi, efsanelerle kuşatılmıştır. Çünkü önce kitapları tahrif edilmiştir.

Kitap tahrifinin çeşitli sebepleri vardır. Meselâ, o dönemlerde insanın tam olarak rüştüne ermemiş olması. Yani her Peygamber ve ümmeti, insanlığa birçok şeyler öğrete gelmiş. Birikimler, Asr-ı Muhammediye insanına olgun olarak ulaştırmış. Teknik, sosyal, dini ve ahlaki bazı kurallar, insanı bir yeni ve daha olgun tebliğe hazır hâle getirmiş. Bütün eski din uluları da yeni bir dünya görüşüyle insanlığı sapkınlıklarından kurtaracak; İsmet ve İzzet sahibi bir rehberin gelmesini müjdeliyordu.
Bütün bunların özü “adalet”ti; zulmün, haksızlığın, ehliyetsizliğin ilgası, ehliyeti olanın işe el koyması demekti. Hadid Suresi 25’inci Ayet’inde bu ilke en geçerli yan destekleriyle ortaya koyuyordu. “… Peygamber -mucize- otorite ve hakkın korunması…”

Nisa 105’te adil yargı, yasal yönetim, Bakara Suresi’nin sonunda kişinin gücünün yetmediğiyle sorumlu olmayacağı, Necm Suresi’nde insanın asıl kazancının hep kendi el emeği ile olacağı.
Yine Bakara Suresi’nde, dinde zorlama olmadığı, herkesin kendi hür iradesiyle dinini seçeceği. “Çünkü insanlığın artık rüştüne erdiğini” bildiriyordu.

Beşeri rüşt döneminde “Hûda” ve “Hak din” gelecek. Öyle olmasa insanlığı Allah’ın, en güzel kıvamda halk ettiği insanı tersine yürütmek olurdu.

İşte saf ve temiz, hep birinci kalite; hep fayda, hep yüceltici ilkeler gelecekti ayetlerde. Geldi ve insanlar ona koştu. Üstelik en üstün edebi bir dil ve üslupla geliyordu, düstur olan ayetler.
Çatı örüldü ve en aziz, en şerefli din -nizam- kuruldu, yayıldı. Dünyayı tuttu. Endülüs’ten Endonezya’ya uzanan âleme hâkim oldu. Bu da izzet üstünlüğü idi.

Bu üstünlük yönetim biçiminde de sürüp geldi:

Hulefâ-i Raşidin’de devlet tam oluştu.

Emeviler, fetihlerle otoriteyi yaydı.
Abbasiler, medeniyeti yaydı; müsbet ilimde dünyaya öncülük etti.

Gazneliler, Karahanlılar, Harzemşahlılar, Memluklar, bölge bölge kurumlar oluşturdu.

Selçuklular, ayak yerini genişletti.

Osmanlı ise, Batı’da İslâm’ın izzet üstünlüğünü tepe noktasına vardırdı. Doğuda da Babür Devleti aynı varlıkta yarıştı.

İran Şahlığı da bu padişahlıkların arabulucusu gibiydi.

Onun içindir ki, Osmanlı’nın çözülme döneminde bir şair İslâm ümmetini dört ana bölümde düşünerek bir nazım kurdu. Bunu da yine Mahir İz merhumun kültüründen aktarıyoruz.

“İran Beraber,
Turân Beraber,
Afgan Beraber,
Urban Beraber,
Allah bizimle her an beraber,
Allah bizimle vallah beraber…”

Bu dizelerde İran’dan kasıt: Farisiler. Turan: Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türkleri ifade eder. Afgan: Afganistan’ın yalçın toprağından Hong Kong’a kadar uzanan bir yapıyı. Urban ise: Endülüs’ten Endonezya’ya, Ortadoğu’ya kadar uzanan dil ve kültürü ifade etmektedir.

Bu dört ana unsur, gönül bağına rağmen bütünleşemedi ve Batı üstüne hilalli seferi çıkaramadıysa, bu da kaderdir!

Yaşadığı sanılan Musevilik ve İsevilikse manada ölü, madde de saldırgan diri kaldı.
Ama İsmet üstünlüğü de İzzet üstünlüğü de İslâm’da, Kur’an’da Muhammed’de (S.A.V.) kaldı. Vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi