GÜZEL AHLAK ESASLARI: "İRADE"

GÜZEL AHLAK ESASLARI: "İRADE"

‘İrade’, istemek, murad etmek dilemek, meyletmek, arzulamak ve karar vermek üzere yönelmek anlamındadır.

Kelam ilminde Allah (c.c.)’ın bir sıfatı ve aynı zamanda insanın bir özelliği olarak ele alınmıştır. Allah (c.c.)’ın sıfatı olarak irade; O’nu diğer sıfatlarıyla beraber tanımlar. Allah (c.c.) nasıl her şeyin kusursuz ve en mükemmeline sahip ise ve her konuda mutlak kemâlin O’na ait olduğu benimsenmek gerekiyorsa; irade konusunda da Allah (c.c.) mutlak irade sahibidir. Yani Allah (c.c.)’ın iradesini kısıtlayan, O’nu tahdid eden her hangi bir başka irade söz konusu olamaz. Öyleyse Allah (c.c.)’ın iradesi bütün yaratıklar üzerinde mutlak surette geçerlidir. Bu konudaki Kur’an-ı Kerim âyetleri şöyledir:

“Rabbin şüphesiz irade ettiği şeyi kolaylıkla yapabilen ve yerine getirebilendir!” [1]

 “Allah her şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu sadece o şeye “ol” demektir. O da hemen olur!” [2]

“Rabbin dilediğini yaratır ve seçer!” [3]

“Şüphe yok ki, Allah dilediğine hükmeder!” [4]

Allah (c.c.)’ın iradesi bütün yaratılmışlar, yani bütün varlıklar üzerinde geçerli ise, nasıl oluyor da insanın da bir iradeye sahip olduğu söylenebiliyor? Bu noktada İslâm tarihinin çok erken dönemlerinden itibaren meydana gelen tartışmalar, iki-üç asır devam etmiş ve sonunda hicri dördüncü asırdan itibaren belli bir kararlılık bulunmuştur. Ehl-i sünnet kelamcılarına göre, Allah (c.c.) mutlak (kesin ve tartışmasız) irade sahibidir. Bu mutlak irade, ayrım gözetmeksizin bütün varlıklar üzerinde egemendir. Fakat insanın da dünyada sınanabilmesi için, belirli bir güce ve seçme hakkına sahip olması gereklidir ki, yaptıklarından sorumlu tutulabilsin. Şu halde insanı belirli bir fiili yapmaya niyetlendiği zaman ilahî iradenin kulun fiillerini halk etmesi (yaratması) esnasında İrade-i Külliyeye katılır, yani onu kesb eder (kazanır). İşte insan bu kesbi (kazanması) dolayısıyla sorumluluğu üzerine almaktadır. Bu sorumluluğu yüklenip iradesini kullanmaya da ihtiyar (seçim) denilir. 

İrade-i Külliyye ve İrade-i Cüz’iyye Nedir

İslâm inancındaki belli başlı konulardan biri de irade-i külliyye konusudur. Kelam ilmindeki ıstılahî anlamı; bütün yaratılmışların üzerindeki tek ve mutlak bir iradenin, yani Allah (c.c.)’ın iradesinin bulunduğudur. Bütün yaratıklar (ister canlı, ister cansız olsun) bu ‘ilâhî irade’ye boyun eğerler.

İslâm akaidinde (inanç sistemi) tevhid, bütün inanç sisteminin merkezidir. Her şey tek bir ilahî kaynaktan vücut bulmuştur. Bütün evrenin Allah (c.c.) karşısında pasif olduğu düşünülürse, her fiilin Allah (c.c.) tarafından “halk” edilmiş (yaratılmış) olması da doğaldır. Fakat insanoğlunun yaratılma hikmeti, onun bu dünyada bir sınava tabi tutulması olduğu için, kullara da bir çeşit irade verilmiştir. İşte buna Kelam ilminde “İrade-i Cüz’iyye” yani ‘kısmî irade) denilmektedir. Burada İslâm tarihinde çokça tartışılmış bir konuya geliyoruz. İlk kelam tartışmalarını başlatan Mü’tezile ekolü, insanın kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu savunmuş ve ilahî iradenin (irade-i külliyye) insanı bu dünyadaki fiillerinde serbest bıraktığını söylemiştir. Buna karşılık bir diğer ekol olan Cebriyye mezhebi, Mutezile’nin tam zıddı olarak insanın hiçbir iradeye sahip bulunmadığını, onun bütün yapıp ettiklerinin irade-i külliyye ait olduğunu iddia etmektedir. Her ikisinden de ayrılan Ehl-i Sünnet akaidi ise, orta yolu tutarak şunları ileri sürmüştür. Her ne kadar Allah Tealâ, bütün fiillerin yaratıcısı ise de, kullarını bir takım hükümler ve ödevlerle yükümlü tutmuş olduğundan, bunları yerine getirmeleri için onlara bir irade de bağışlamıştır. İnsan iyiyi de kötüyü de yapar. Dilerse Allah (c.c.)’ın istemediği, sevmediği bir iş yapar; dilerse O’nun arzuladığı bir işi yapar. Şu kadar ki; ne zaman kendi iradesini bir fiil yapmaya yöneltirse o zaman AllahTealâ o fiili yaratır. Bu durumda o fiili Allah (c.c.)’ın kudreti yaratmıştır. Fakat, insanın iradesi de o fiili isteme suretiyle o fiile ortak olmuştur. İşte buna, yani irade-i cüz’iyyenin (kulun iradesinin) ilahî fiile katılışına “kesb” denir. Aksi takdirde, bu kişinin fiilde hiçbir katkısının olmaması, o kötü fiilden dolayı cezalandırılması zulmü gerektirir ki, bu Cenab-ı Hakk’a noksanlık izafe etmek anlamına gelir. Mu’tezile’nin ileri sürdüğü ve fiillerini yalnız insanın yarattığı görüşü ise, İrade-i külliye haricinde O’na denk başka bir irade kabul etmek demektir ki, buda şirk anlamına gelir. Şu halde ehl-i Sünnetin görüşü bu ikisinden de ayrılır. İnsan irade sahibidir; fakat aynı zamanda daha külli bir irade tarafından kuşatılmıştır. Bu sebeple yerine getirdiği fiiller, kendisinin seçmesi, Hak Tealâ’nın yaratması ve bu ikisinin neticesinde kulun bu yaratılan fiili kesb etmesi şeklinde ortaya çıkar. [5]

Allah Teâlâ, bu manadaki iradesini, ilâhî bir lütfu olarak kullarının iradesine bağlamıştır. Kul neyi dilerse Allah (c.c.) onu irade edip kulun isteğine uygun olarak yaratır. Kul da yaptığı şeyleri kendi hür iradesiyle yaptığı için ondan sorumlu olur.

Allah Teâlâ, kulun isteğine ve çalışmasına göre hayrı da irade eder, şerri de. Fakat hayrı rızası var iken; şerre rızası yoktur. [6]

‘İNŞALLAH’ Sözünün Kullanılması

 Arapça’da şart edatı olan ‘in’ ile ‘dilemek, istemek’ anlamındaki ‘şey’ kökünden türeyen ‘şâe’ fiili ve lafza-i celâlden meydana gelmiş olup “Allah dilerse” demektir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber (s.a.s.)’e, Allah (c.c.)’ın dilemesine bağlamadıkça hiçbir şey hakkında, “Şunu yarın yapacağım” dememesi emredilmiştir. (7) Kur’an-ı Kerim’de, her işin ilâhî iradeye bağlı olduğunu bildiren pek çok âyet bulunduğu gibi doğrudan doğruya inşallah tabirinin yer aldığı beş âyet mevcuttur. Bu âyetlerde Hz. Yûsuf (a.s.)’un ebeveynine ve kardeşlerine, Hz. Musâ (a.s.)’nın Hızır’a, Hz. Şuayb (a.s.)’ın sekiz yıl yanında çalışmasını istediği Musâ’ya hitap ederken inşallah dediği, Hz. İsmâil (a.s.)’in de kendisini rüyasında boğazladığını gören babasına Allah dilediği takdirde sabredenlerden olacağını söylediği ve Hudeybiye’den sonra Rasûl-i Ekrem’in rüyası doğrulanıp Müslümanların Allah’ın izniyle Mescid-i Harâm’a girecekleri bildirilmiştir. Hadislerde de Hz. Peygamber (s.a.s.) Kureyşlilerle savaşacağını haber verirken, Allah (c.c.)’a sığınarak dua eden kimsenin bütün kötülüklerden korunacağını söylerken, ağaç altında kendisine biat eden ashabının cehenneme girmeyeceğini müjdelerken hep inşallah demiş, böylece, gerçekleşeceği insanlar nezdinde belli olan veya vukuu kesinlikle bilinemeyen bütün konularda bu tabirin mutlaka söylenmesi icap ettiğini bildirmiştir. (8)

İslâm âlimleri, kişinin gelecekte yapmayı tasarladığı işlerden söz ederken o tarihte sağ olup olmayacağını, herhangi bir engelle karşılaşıp karşılaşmayacağını, ayrıca o işe muvaffak kılınıp kılınamayacağını bilemediğinden meşrû işlerde daima ‘inşallah’ demesinin gerektiğini belirtmişlerdir. Yapılması düşünülen işin vukuuna ilişkin tereddüdü ifade etmek için kullanılan inşallah sözü vukuunda şüphe bulunmayan konularda daha çok nezaket amacıyla söylenir.

Bir şahsın eşini boşamasının, yemin etmesinin veya mümin olduğunu söylemesinin ardından inşallah tabirini zikretmesi durumunda farklı hükümler ortaya çıkar. Buna göre eşini boşadığını söylemesi veya yemin etmesinden sonra talâk vâki olmadığı gibi yeminine uymadığı takdirde onu bozmuş (hânis) sayılmaz. “İnşallah müminim” ifadesini ise kelamcıların çoğu imanın kesinliği açısından problemli görmüşlerdir

Meydana gelmiş ve bilinen olaylar için ise ‘inşallah’ sözünün kullanılması anlamsız olmaktadır. Örneğin ‘İnşallah geldim’ demek hatalı bir ifadedir. Bu şart ifadesi, geçmişe ilişkin değil geleceğe ilişkin olarak kullanılır.

________________________________________

(1) Hud sûresi,  11/107.

(2) Yasin sûresi,  36/82.

(3) Kasas sûresi,  28/68.

(4) Maide sûresi,  5/1.

(5) Şamil İslâm Ansiklopedisi.

(6) Maturidiyye Akaidi, Nureddin Sabuni, Terc. Bekir Topaloğlu.

(7) Kehf sûresi, 18/23-24..

(8) İslâm Ansiklopedisi, TDV.

 

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Bilgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi