ERZURUM AĞZI SÖZLÜK

AAbacı: Çadır yapan.Abaniye: Fes üstü erkek sarığı.Abov: Hayret bildirmek.Ağınan garayı seçmek: Çok sıkıntı çekmek.Ağıl: Küçükbaş havyan barınağı.Ağu:...

A
Abacı: Çadır yapan.
Abaniye: Fes üstü erkek sarığı.
Abov: Hayret bildirmek.
Ağınan garayı seçmek: Çok sıkıntı çekmek.
Ağıl: Küçükbaş havyan barınağı.
Ağu: Zehir.
Ağuz: Doğan ineğin ilk sütü.
Ağzını bıçak açmamak: Konuşmamak.
Ağzını bozmak: Küfürbaz olmak.
Ağzını açıp gözünü yummak: Ne dediğini bilmemek.
Ağzından bal akmak: Çok güzel tatlı ifadelerde bulunmak.
Akasya: Ağaç türü.
Ayran aşı: Yoğurt Çorbası.
Ambar: Yiyecek konulan ve muhafaza edilen yer.
Aşotu: Çorbalara kurutularak dökülen ot.
Arıstağ: Tavanla Caferliğin arasında bulunan yer.
Ahlı pohuna karışmak: Şaşırıp kalmak.
Ahır: Hayvan barınağı.
Ahır sekisi: Ahırda oturulan seki.
Akabuka: Fantesi sosyete şivesi.
Alacahlı: Borçlunun vereceğini alacak kişi.
Alaftar: Hayvan yemi satan.
Alaca karga: Siyah beyaz karga.
Algarısı: Hikayelerde geçer kemiksiz insan diye tarif edilir.
Ayazladı: Kardan sonra rüzgarla gelen soğuk.
Ayran çal: Yoğurdun inceltilerek ayran haline gelmesi.
Ana baba günü: Kalabalık.
Analıh: Üvey anne.
Ander: Kötü münasebetsiz davranan.
Angut: Aptal olan.
Anorli: Kibirli.
Anor etme: Kibirden dolayı tavır alma, küsme.
Ar: Namus.
Arsız: Utanmaz hayasız adam.
Ardamarı patlamış: Ölçüsüz saygı sınırlarını hiçe sayan.
Arkadan arkaya: Mevcut bulunmayan kişi hakkında konuşma.
Arafalık: Arafa günü çocuklara dağıtılan kuru yemiş.
Arzıh: Kumanya.
Ahan: Gör işte bu.
Asaca: Baş aşağı.
Aş: Çorba:
Aşgar: Kiri iz bırakan.
Aşma: Kuru kayısı zerdali.
Aşna-fişne etme: Gönül ilişkisi olarak yakınlaşma.

Aşşığ: Büyükbaş hayvanların arka ayaklarından çıkarılan kemik.
Aşotu: Nanenin kurutulmuş hali.
Ayın oyun olmak: Rezil olmak.
Azıh: Az olan.
Azıtmak: Uzaklara atmak.


B
Babaçıha: İğrenmek kabullenmemek.
Baca kapısı: Eyvan evlede bacaya açılan kapı.
Bacı: Kız kardeş.
Bacılık: Öz kardeş gibi kadınlar kendi aralarında arkadaş olması.
Babası: Kocasına toplumda isim vermeme saygısı ile ifade etmek.
Badala: Kuran okumak için, kuranın konulduğu, alçak ayaklı tak.
Basmalık: Hayvan dışkısının döküldüğü ve basıldığı kısım.
Başımı patlatma: Çok konuşma.
Barhanta: Kalabalık hal.
Bahdavar: Hiçbir şeye üzülmeyen gamsız insan.
Baldırı çıplak: Bir şeye sahip olamayan.
Baltayı taşa vurmak: Farkına varmadan bir olayı ifşa etmek.
Barhana: Yükün toplanma hali.
Basırmak: Hazmetmek.
Başbaşa: Ucu ucuna denk gelme.
Baş göz etmek: Evermek.
Başını bağlamak: Nişanlamak.
Başını batırmak: Öldürmek.
Bayahıt: Biraz önce.
Bed: Sevimsiz hor.
Bedire: Su kabı kova.
Bel küreği: Tezek, çim kesen, toprak harık açmada kullanılan özel demir kürek.
Bel bağlama: Güvenme beklenti.
Beleş: Bedava.
Bello: Yağ yakan riyakar.
Beslenme: Ev içi hizmetçisi.
Bes tutmak: İddiaya girmek.
Beşbeş olmak: sevinmek.
Beşik: Çocuk yatağı.
Beşik kertme: Doğan çocukların büyüyünce evlenmelerine büyüklerin karar vermesi.
Beri: Tamam, öte yaban yer.
Berf: Kar.
Berduş: Avare gezen.
Bekçi pazuvant: Bekçini koluna takılan içinde ayetler bulunan deriden yapılı üst kolluk.
Belleme: Kovanın hafif büyüğü tahtadan veya saçtan yapılanı.
Bin bir hatım: Camilerde okunan kuranı kerim hazfının bin bir defa okunması.
Bilevciler: Ayakla çalışan, bıçakların ağız kısımlarını keskinleştiren.
Bihemahal: Hemen.
Bizim it buraya balta getirdi mi: Münasebetsiz vaziyette bulunma hali.

Bıdılanmak: Gücü yetmediğin kendine halinde kısık sesle konuşma.
Bıldır: Geçen yıl.
Bir evereydim: Evlilik çağında olanları, evlendirme düşüncesi.
Bilevi: Bıçakları keskinleştirmek için kullanılan alet.
Bılı bılı: Küçücük olanlar, kümes hayvanlarına yem verme çağrısı.
Boğuzlu: İştahlı obur abur cubur yiyen.
Boyunduruh: Kağnı arabalarında öküzlerin koşulduğu ve bağlandığı kısım.
Borani: Haşlanmış patatesin tereyağı ve sarımsaklı yoğurt dökülerek yiyilen yemek.
Budumli: Her şeye karışan üsteleyen utanmayan şahsiyet.
Buhah: Gerdan.
Büyük kapı tokmağı: Demirden yapılı çalacak.


C
Caggıl: Su taşınmasında kovaların takılması için kullanılan başlarında zincir asılı uzun odun
çubuk.
Camış: Manda.
Canım burnumda: Canı sıkkın olmak.
Cambaz: Canlı hayvan taciri.
Çeçim: İnce dokunmuş kilim.
Cedah: Cadde.
Celep: Çoğunlukla beslenen büyük, küçükbaş hayvan topluluğu.
Ceferlik: Yakacak ve eşya konan yer.
Cello bello: Ayak takımı ciddiyetsiz kişilik.
Cıbıl: Parasız pulsuz kişi.
Cıfıt: Karıştıran, söz götüren getiren haberci.
Çığız: Mızıkacı.
Cılcıl: Az akan su.
Cırbıt: Göz hastalığı.
Cıvığ: Sulu ciddiyetsiz adam tipi.
Cıstık: Lastik veya bağsız keçi derisinden yapılı ayakkabı.
Cızığ: Çizik.
Cızgıdan çıkmak: Ölçüyü kaçırmak, yoldan sapmak.
Cızdım oynamıram: Vaz geçmek.
Çıra: Çıra ağacından alınan, çabuk yanan küçük parça odun.
Çığız: Mağlubiyeti kabullenmeyen direnin.
Cığızlanma: Yani cazgırlık eden, itiraz eden demek.
Cırbağa: Büyüklere karşı direnen küçük çocuk.
Cızgıdan çıkmış: Saygısızlaşmış.
Cücük: Kümes hayvanlarının yavruları.
Cıstık: İnce çapula ayak kabı ve lastik ayak kabı.
Cin fikir: Kurnaz, ince hesaplı.
Cimcik: Tırnaklı elle sıkıştırma.
Cıcığlı teneke: Renkli teneke.


Ç
Çalınma: Felç olan.

Çapıt: Bez parçası.
Çapula: Bağsız altı kösele keçi derisinden yapılan ayakkabı.
Çarçur etmek: Har vurup, harman savurmak, var olanı koruyamamak.
Çarşı ağası: Zabıta.
Çaşır: İlkbaharda dağda yetişen bitki.
Çaşıt: Casus.
Çarık: Deriden yapılan topuksuz düz ayağa takılan ve ayağa deri bağla bağlanan ayakkabı.
Çepik: Kamıştan örülü kulpu sepet.
Çeğil: Çakıl taşı.
Çelpeşik: Çamurlu, sulu, vıcık taşlı alan.
Çemirlenmek: Gömlek kollarını ve pantolon paçalarını kutlayarak yukarı çekmek.
Çemkirmek: Saygısızca hakaret etmek.
Çeper: Tarla bahçe çiti.
Çengesini kırmış: Çenesi kırılmış.
Çeppo: Kıssa, çoban köpeğine verilen adlardan biri.
Çerçi: Köylerde merkep sırtında sattığı malzemeyi, köy ürünleri ile değiş tokuş yapan.
Çermik: Kaplıca.
Çetele: Tutulan takıp kağıdı.
Çıhın: Saklanmış yığıntı.
Çığırmak: Türkü söylemek.
Çılgısız: Töresiz salla parti.
Çırpı: Hıza.
Çırpışız: Ölçüsüz.
Çırtma: Çelme.
Çıt çıt: Dişi-erkek madeni raptiye.
Çıtırıklı: Karmaşık işi.
Çıyrık: Çocukların yürümesi için tahtadan yapılı üç tekerlekli alet.
Çiğirt: Çekirdek.
Çileden çıkmak: Asabı bozulmak. Sabrı taşmak.
Çiriş: İlk baharda dağda yetişen küçük yeşil ot.
Çit: Yazma, yemeni.
Çimmek: Banyo yapmak, yıkanmak.
Çoban köpeği: Boynu hış hışlı evcil hayvan sürüsü bekleyen iri köpek.
Çoban kavalı: Dilsiz kaval.
Çorağ: Sulu sazlık.
Çortutu: Çırtılmış şalgamın küpe vurulan turşu hali.
Çoruşmuş: Bozulmuş.
Çullama: Pestil, tut gibi ürünlerin tereyağında yumurtalı pişirilmesi.
Çur etmek: Alıp kaçırma.
Çuvaldız: İğnenin büyüğü.


D
Dabaklama: Hayvan derilerini kullanır hale getirilmesi.
Dabağ: Bebekler için çayla, sütle bazı ürünlerin ezilerek hazırlanması.
Dadanmak: Alışkanlık.
Dal: Ağaç dalı, sırt, arka

Daldala vermek: Sırt sırta vermek.
Dam: Pasin örtüsü ev.
Damı kürü: Bacadan karın atılması.
Dandik: Boş değersiz.
Danfo: Aptal tip.
Davun: Beddua.
Day durma: Çocukların ilk defa ayakta durma hali.
Densiz: Vara yoğa münasebetsiz konuşan.
Defe koymak: Her tarafta konuşma duyurma.
Değirmi: Yuvarlak.
Dek dubara: Yalan dolan.
Deliağrı: Şiddetli ağrı.
Deli balta: Korkusuz insan.
Dem vurmak: Beli konuya vurgu yapmak.
Denk: Eşit.
Densiz: Saygısız.
Dert: Hastalık.
Derz: Duvar taşları arası ince sıva.
Deva: Çare.
Derman: İlaç.
Devamsız: Düşüncesiz.
Devde kulak: Küçük oran.
Dıbız: Saçsız baş.
Dığa: Küçük çocuk.
Dımbıltı: Çalgı.
Dındırmamak: İlgilenmeme.
Dırlamak: Durmadan konuşma.
Dıngırlanmak: Hareketlenerek sallanma.
Dillo: Hafif, aç, vara yoğa boş konuşan.
Dingil: Araç mili, yük kaldıran.
Dıreş: Uzun adam.
Dırçık atma: Arka ayaklarını çift geri atarak sağa, sola, ileri koşma hali (sıpa, dana, kurik).
Dırlamak: Vara yoğa boş konuşan.
Dızdıgin dizdiği: Birkaç kuşak karışmış hısım.
Dızman: Kocaman.
Dibine darı ekmek: Sonunu getirmek, tüketmek.
Digir digir: Pürüzlü.
Dili damağına yapışmak: Susamak.
Dincelmek: Dinlenmek.
Dindon: Düşüp kalkan, ayakta duramayan sarhoş.
Dındarmamak: Aldırış etmemek.
Dip döğmek: Koza lebbik oyunuda, oyundan kaçan ebeyi geri çevirmek için (lebbik) taşla
yeri eşerek laf söylemek.
Dişlek: Dişleri dudaklarından dışarı sarkan.
Diya: Orada.
Dizleme: Dize kadar olan şal çorap.

Doluhmak: Ağlamaklı olmak.
Doruh: At tiplemesi.
Dummak: Suda batmak.
Duvarcı: Duvar ustası.
Düzdürme: Yalan söz.
Dümsük: Yumruk.
Dürbün: Uzağı gösteren alet.
Dürüm: Lavaş ekmeğin arasına konulan yiyeceğin rulo hali.
Düşüp kalmak: Beli biri ile gayrı meşru oturup kalmak.
Dükkan: İşyeri perakende alış veriş yapan esnaf yeri.


E
Ecik cücük: Çoluk, çocuk, küçücük, topluluk.
Ecem ekmeği: Lavaş.
Efelenmek: Kabadayılık etmek.
Elma yanaklı: Kırmızı yanaklı.
Eğiş: Ucu çengelli demirden yapılı tandır aracı.
Etmek: Ekmek.
Ekmek tahtası: Üzerinde yemek yiyilen yuvarlak ayaklı tahta.
Esketek: Kadın.
Elbebek gülbebek: Baş üstünde tutmak, değer vermek.
Elçek: Tutacak, aygıt sapı.
El etmek: İşaret vermek.
Eli açık: Cömert.
Ellem güllem: Oldu bittiye getirmek.
Eli kulağında: Hemen olacak iş.
Elleme: Dokunma.
Elli altıya vermek: Şamata yapmak.
Emel olmak: İshal olmak.
Emi: Amca.
Emmi oğlu: Amca oğlu.
Eneke: Aşşığ oyununda kullanılan farklı aşşığ.
Er: Koca.
Erinmek: Tembellik.
Erişmek: Ulaşmak.
Erişte: Hamur yufkasından kesilmiş kavrulmuş makarna tipi.
Esbap: Elbise, çamaşır.
Esip savurmak: Rast gele boşa hava atmak.
Esirmek: Çileden çıkmak.
Esaslı: Öz alan.
Eşgal: Sima.
Eşgere: Açık olan.
Eşğın: Soyularak yiyilen yeşil dağ bitkisi.
Eşinmek: Durduğu yerde olay çıkarmaya yönelmek.
Eşik: Kapı basamağı.
Enişte: Kız kardeşinin kocası.

Erdoğmuş: Çok bilen büyüklerden önce büyük gibi davranan.
Ehram: İnce yünden örülerek yapılan hanımların yazlı giysisi.
Enik: Kedi köpek yavrusunun yeni doğmuş hali.
Elifli: Kuşun baş kısım arasında oluşan beyaz tüy.
Ettar: Kuru yemişten zücaciyeye varıncaya kadar satan esnaf.
Etekleri tutuşmak: Endişelenmek.
Evelik: Su kenarında yetişen geniş yapraklı bitki.
Evcüman: Evine düşkün olma hali.
Evermek: Evlendirmek.
Eze: Teyze.


F
Fıskos: İki kişi arasında yapılan fazla sesli olmayan ince sohbet.
Farfara: Vara yoğa boş konuşan.
Fenikme: Sabırsız, aceleci.
Fer: Kuvvet, takat.
Ferik: Tavuk cücüğünün biraz büyümüş hali.
Fos: Boş.
Fırt: Sudan, çaydan bir yudum içme.
Fırfırık: Topaç.
Fıstan: Elbise.
Fıstik: Boşa düşme, boşa çıkma.
Fiddoz: Hoppala, oynak, çalımlı.
Fitlemek: Akadan arkaya birinin hakkında bilgi vererek tahrik etme.
Fitleşme: Alacak verecek üzerinde hesaplaşma.
Fığfığ: Suyun kaynak yerinden çıkış hali.


G
Garı: Eş hanım
Gagala göz: Göz bebeklerinin iyice dışarı çıkmış hali.
Gakkılamak: Aşırı gülmek.
Gala: Kale.
Gamo: Kibirli adam.
Gandara: Değirmen başı.
Garamet: Hüzün.
Garadaş: Kardeş.
Garın ağrısı: Sancılanma, kin duyma.
Gaval: Üflemeli müzik çalgısı.
Gavat: Erkek pezevenk.
Gavut: Kavrulmuş unun pekmeziyle yenmesi.
Gavurga: Buğdayın kavrulması.
Gaygana: Yağda pişirilen yumurta tava.
Gayın birader: Kayın birader.
Gaynata: Kayın baba.
Gazeki: Yakasız kaytan işlemeli yelek.
Gelberi: Tandır küllesinden kül çekilen saplı tava.

Gıbıl: Birinin sırtından geçinmek.
Gıdık: Keçi yavrusu.
Gijiklama: Kayak yapma.
Gıncıttırmak: Dövmek, zarar vermek, bir birine dolaştırmak.
Gındıllanmak: Yuvarlanmak.
Gınga dönmek: Takla atmak.
Gıranata: Üflemeli çalgı.
Gırcık: Dizin arka kısmı.
Gırcon: Karma karışık.
Gırgırt: Cimri.
Gırnav: Kedilerin Mart ayı içindeki çifleşme hali.
Goca: Koca.
Gocık: Camışın (Mandanın) yavrusuna.
Gocunma: Rahatsız olma.
God: Tahıl ölçüsü.
Gügüm: Bakır su kabı.
Gerze horuz: (hint horuzu) Lalesi kalın ve yassı olan horuz.
Gözümebak: Bir işi yaptırmak, mükafatlandırma.
Gizlemek: Saklamak.
Gorbagor: Kötülüğü olmuş ölü kişi hakkında buğuz etme, konuşma.
Godi beşe: Patlamış mısır.
Gori sıka: Yanlış iş yapan ölmüş kişi hakkında sitemde bulunmak.
Güneş çiçeği: Ay çiçeği (kurutulmuşuna sımışka denir).
Guşgana: Yemek pişirilen iri bakır kap.
Gucur: Boyu çıkmamış.
Gudik: Köpek yavrusunun biraz büğü.
Gümanli: Gebe (hamile) kadın.
Guzzik: Kamburu çıkmış kısa boylu kişi.
Gamo: Kendini beğenen, kibirli.
Gıdı gıdı: Gıdıklama.
Gındıllık: Tahtadan yapılan teker, çember.
Geysefe: Kuru kayısının hoşaf hali.
Gızıllanma: Çekememezlik.


H
Habire: Durmadan istekte bulunmak.
Haçan: Yaltaklık hali ile söze girme, kendini gösterm.
Hal: Ben.
Hallhal: Bilezik.
Hane: Ev.
Hap: İlaç
Harık: Küçük su kanalı.
Hayıflanma: İçten düşmanlık besleme.
Hasutlanma: Çekememezlik.
Hatem: Yüzük.
Havar: Bağırtı çağırtı.

Hecillenmek: Utanmak.
Hedik: Buğday haşlaması.
Hedime: Kız evinin söz kesiminde belirlenen maddi durum.
Heflenmek: Şüphelenmek.
Hekat: Hikaye.
Helallık: Alacak verecek haklarını karşılıklı bitirme.
Hemeççik: Bezden, yüzü kalemle çizilen bebek.
Henek: Latife yapmak.
Hepenk: Camekan olan pencerelerin tahta ve saçla dıştan kapatılması.
Hemen: Çabuk.
Herfene: Ortak katılımlı yemek.
Herif: Erkek.
Hetil: Evlerin duvarlarının orta kısmına konulan uzun tahta.
Hetircek: Tandır içinde kullanılan demir çubuk.
Hemşirem: Kız kardeş (bacı).
Helli bardağ: Çay bardağının ortasında çizilmiş renk.
Heri heri hestani: Birdir bir oyunu.
Herk: Tarla su yolu.
Hılliz: Peşmurda.
Hıramba keşan: Devamlı döğüş hali.
Hırhıs: Hırsız.
Hırtlangoz: Zayıf her şeye tikilen adam.
Hıncı hamur: Yorulmuş kendinden geçmiş.
Hın etmek: Sümkürmek, burun silmek.
Hınk mınk etmek: Kaçamak davranmak.
Hırhındırık: Maydanoza benzeyen geniş yapraklı dağ bitkisi.
Hırtlek: Gırtlak.
Hızan: Cimri.
Hışır: Çok yorgun olmak.
Hışım: Yerinde duramayan afacan.
Hıyar: Salatalık.
Hınık: Genizden söylem.
Hıdır ellez (Ruz-ı Hızır): Mayıs ayının 6 gününde kutlanan şölen.
Höllük: İnce elenmiş toprak. (sancılanan çocukların altına bağlanır).
Hoca: Cami imamı, kuran öğreten.
Horata: Dedi kodu hali.
Hoyrat: Çirkin sevimsiz.
Horuz şekeri: Renkli horoz şekilli şeker.
Hoddik: Devenin yavrusu.
Hodak: Küçük çoban.
Holla çelik: Çelik, çomak.
Hortlak: Efsane olarak anlatılan hikayelerde geçen, ölünün mezardan çıkmış hali.
Hollikleme: Rastgele atmak.
Horuzlanmak: Dikilmek.
Hotulamak: Çekiştirmek.
Hoşbeş etmek: Hal hatır sormak.

Hoşirik: Çocuklarda oluşan pişik.
Hozan: Biçilmiş tarla.
Hızek: Kış aylarında tahtadan yapılı, üstü eski kilim veya halı parçası ile örtülü, alt
ayaklarına demir çubukları çakılı kızak. Bir diğeri ise; Çift ve tek atlı üstü açık tekerleksiz
ayakları sabit demir çakılı olan taşıt.
Hızmeker: Büyük ve küçük baş hayvanlarının bakımını yapmak için çalışan erkek.
Himibir: Aynı görüşte olmak.
Hingel: Mantı.
Hişto: Dağınık pejmürde
Hurma tatlısı: Kalbur üstünde şekil verilen yağda kızartılan hamur yiyecek.
Huy kapmak: Nefret hali.
Hütüt: Aç gözlü.

İ
İskarpin: Deri ayakkabı.
İstikan: Çay bardağı.
İt havlaması: Köpek havlaması.
Issı: Sıcak.
Isıdıp ısıdıp gündeme getirmek: Devamlı aynı şeyi ifade etmek.
Işşığ: Aydınlık.
İbleşmek: Eşleşmek.
İbret: Kılıksız şekilsiz.
İfrit olmak: Sinirlenmek, kızmak.
İnce eleyip sık dokumak: Detaylı inceleme.
İntile: Mide bozukluğu.
Irağ: Uzak.
İrin: İltihap.
İstifini bozmamak: Aldırış etmemek.
İşkillenmek: Şüphelenmek.
İşlik: Yakasız gömlek.
İşmar etmek: Gözle işaret etmek.
İtdirseği (Arpacık): Göz önünde çıkan iltihaplı kabarcık.
İtilemek: İtmek.
İtti bitti oyunu: Saklambaç oyunu.


K
Kamçı: Faytoncularım kızılcık çubuğuna sicim bağlı şekli. (Topaçlarda ise ipli).
Kata koli: Üç kağıtçılık yapma oyuna getirme.
Kartol: Patates
Kambur: Sırt kısmında oluşan kitle.
Kaneviçe: Beyaz bez üzerine renkli ipliklerle yapılan şekilli işleme.
Kalik: Topuğuna basılmış eskimiş ayakkabı.
Kabaktadı vermek: Usandırmak, bıktırmak.
Kaçın kurası: Bilecen.
Kafter: Yaşlı sevimsiz sert kadın.
Kancık: Dişi köpek.

Kalik sürtme: Devamlı gezme.
Kalikman: Gezgin kadın tipi.
Kaltağ: Ahlaksız kadın.
Karadüzen: Gelişi güzel.
Karakış: Soğuk geçen karlı kış.
Karman corman: Birbirine karışmış.
Karnı burnunda: Hamile.
Kel: Kafasında saçı olmayan.
Kelloş: Kafasında doğuştan saç olmayan kişi.
Kırıştırma: Paslaşmak, paylaşmak, bölüşmek.
Kazocağı: Gaz yağı ile yanan 4 ayaklı mis ısıtıcı.
Kuzeki: Yakasız, kolsuz şeytan işlemeli önü kapalı yelek (Erzurum bar ekibinde görülür).
Kellegoz: Zıtlaşma.
Kelek etme: Oyuna getirmek ve hile etmek.
Kelle kulak: Kelli felli iyi giyimli oturaklı adam.
Kemgöz: Uğursuz bakış.
Kemküm etmek: Sözü gevelemek.
Kennahi: Maksatlı tahrik edici konuşma.
Kahkül: Saçların öne taranmış hali.
Kunkul: Saçın önünde bırakılan perçeme denir.
Kerme: Hayvan pisliği.
Kert: Bıçakla açılan küçük oyuk.
Kerti: Bayat.
Kete: İnce açılı ve yağlanmış yufkaların ortasına yağda kavrulmuş un konularak, bohçe
şeklinde kapatılması.
Kevel: Koyun postundan yapılı bekçi ve çoban kürkü.
Kevek taşı: Yontula bilen taş.
Kıh: Pis.
Kınımini: İki kişi arasında yapılan antlaşma.
Kimo: Kapının dövülmesinde, kapı arkası sesli sorma hali.
Kirliçıhın: Yok gösteren cimri zengin.
Kırcon: Ot, saman artığı.
Kırkı çıkmak: Doğan çocuğun 40 gününde yıkanması.
Kırtık: Ufak tefek küçük.
Kırman dökmek: İşini yaptıra bilmek için aşırı takip etme.
Kıskılamak: Üzerine salmaya çalışmak.
Kıs kıs: Sessiz yüz hatları ile içten gülmek.
Kıtlamak: Isırmak.
Kızamık: Çocuk hastalığı.
Kızırık: Fazla kızarması.
Kımık: Kesik tipli kısa burun.
Kişmiş: Çekirdeksiz üzüm.
Kip: Sıkı yapışmak, yanaşmak.
Kiraz dudaklı: Kırmızı dudaklı.
Kirve: Sünnet olan çocuğun hamisi.
Kokur: Öcü.

Kol demiri: Duvara çakılı, kapılara arkadan takılan demir çubuk.
Kol ağası: Asayişten sorumlu olan kolluk kuvvet amiri.
Kompostti: Kurutulmuş erikten yapılan hoşaf.
Kol pazvantları: İçi dua ve ayetler içeren deri ile kaplı, kola bağlanır.
Kofik: Çevresi boncuk, altın, gümüş ile donatılmış kadın başlığı.
Kokoç: Süpürgenin yıpranarak sap kısmına yakın olan şekli.
Kolik: Kanatları kırık kuş.
Korkutmak: Aniden yapılan hamle.
Korizan: Kalın kafalı anlamaz.
Koriyara sıhtırmak: Sıkıştırmak, üstelemek.
Korzevil: Ok ucuna takılan başlık. Sevimli şakacı çocuk.
Kor: Ama.
Köz: Yanan ateşin uyuyan haline denir.
Közleme: Köz altında pişirilen patates.
Köme: İçi ceviz dolu pestil rulo halinde olan yemiş. (Sucuk).
Kos: Yaranın kabuk tutmuş hali.
Küt olmuş: Felç olmuş.
Kurtlanmak: Yerinde durmamak, hareketlilik hali. Kaşıntı.
Kurdalamak: Karıştırmak.
Kudurmak: Aşırı tepki göstermek.
Kurun: Çeşme yalağı.
Kuşbaz: Evcil kuş besleyenler.
Kurşak: Bele sarılan boydan uzun yün örgü.
Kurik: At yavrusu.
Kuş ekmeği: Madımak.
Kuzlamak: Çok doğuran.
Kürek: Tahta ve demirden yapılı temizlik aracı.
Külle: Tandırın alttaki ağzı.
Küd: Yürüyemeyen.
Külek: Büyük su kabı.
Külfet: Yük.
Künt: Hamur topağı.
Kuski: Manivela.
Kütük: İplik makarası, çok enli kalın ağaç kesintisi.
Küze: Ağaçtan yapılı su kabı.


L
Lal: Dilsiz.
Leçek: Başörtüsü.
Levğiyete vermek: Ortalığı karıştırmak.
Lehlemek: Yorulmak, bitkin düşmek.
Lenger: Büyük bakır sahan.
Lebbik: Düm düz olan taş.
Lebbiz aşşığ: Şeğ kısmı, mire kısmı düzlenmiş aşşığ.
Lezlenmiş: Düzlenmiş.
Lığlamak: Olduğu yerde hareketsiz kalmak.

Lılığ: Hafif, hafif pişen.
Lılığ yumurta: Rafadan yumurta.
Lınga kahmak: Ayaklanma. Karşı koyma.
Liver: Silah tabanca
Lobiya: Yeşil taze fasulye.
Log taşı: Ev bacalarında toprağın basılması için sürülen içinden demir geçirili yuvarlak taş.
Loş dodak: İri dudak.


M
Marhama: Mendilin büyüğü.
Malın mulun altını süpür: Ahırı temizle.
Modollama: Kabaca bilinçsiz davranmak.
Magarya sandık: Yiyecek saklanan sandık.
Mazı: Kağnı tekerleri üzerinde olur.
Mahana: Sebep aramak.
Mahat: Üzeri halı serili ve yaslanma yastıkları olan tahta yapılı sedir.
Mahanda somunu: Tepsi içinde baklava şeklinde hazırlanan tatsız kete.
Mal: Canlı hayvan.
Malak: Medek yavrusu.
Malbağ: Çay kaşığı.
Malumat almak: Bilgi almak.
Mındıl: Küçük.
Marancı: Kağnı, Fayton, araba tekeri yapan esnaf.
Maraba: Çiftçi yardımcısı.
maşAllah: Nazar değmesin arzusu, takdir etmek.
Maşapa: Su içecek kab.
Maşatlık: İslam dışı mezarlık.
Matara çayı: Tezek közünde matara içinde pişirilen çay.
Mayınlamak: Ağrının dinmesi hafiflenmesi.
Mayıs: Hayvan dışkısı.
Mayıslık: Büyük hayvan dışkısının döküldüğü yer.
Maymak: Aklı melekelerini kayıp eden.
Mazanni: Sorumsuz buluşkan düğüşken.
Medek: Dişi manda.
Mehle: Mahalle.
Mekir: Kişilerin sıfatına girerek onları taklit eden kızdıran kişi.
Melemez: Mızmız.
Merek: Samanlık.
Meret: Sevimsiz hoyrat.
Mıh: Demir çivi.
Mıllıkçı: İki yüzlü.
Mıllik: Oyunlarda ebeyi bulmak için, avuçta tutulan cisim.
Mıncımış: Eşkimiş, bozulmuş.
Mitil: Yün doldurulmuş baklava şeklinde çuvaldızla dikilen örtüsüz yorgan.
Mırgıbı: Eli sıkı.
Mırığ: Dudağı yarık tavşan dudak.

Mırlamak: İkaz mahiyetinde konuşma. Kedilerin kızma anı.
Mısmar: Büyük demir çivi.
Mızmız: Ağlayan çocuk.
Mızıkçı: Çığız problem çıkaran.
Mososunu asmak: Yüzünü döküp oturmak.
Mozik: Dananın büyüğü.
Musallat olmak: Peşini bırakmama.
Muhat olmak: Sahiplenmek.
Müsürlük: Hayvanlara yem verilen yer.


N
Nalbant: Hayvan ayaklarının bakım yapan nal çakan esnaf.
Nazar: Etkilenme hali.
Nakış: Bir şeklin aslına benzerinin işlenmesi ve yapılması.
Nedim: Kabulenmemek.
Neyime lazım: Karışmamak, banane.
Nemkor: Yapılan iyiliği unutma, iyiliği yapana karşı kötü davranma.
Ne ula: Küçük alaylı bir halde cevap.
Nane: Ayran aşlarına katılan bitki.
Naçar: Çaresiz kalmak.
Nahır: Otlak hayvanlar sürüsü.
Nalları dikti: Öldü. (Eşek ölüsü için kullanılır)
Nanca: Ne kadar.
Natır: Hamamlarda hizmet eden keseci.
Nefsini kor etmek: Tatmak.
Nıhıs: Cimri.
Nutku tutulmak: Konuşamamak.


O
Ok: Ağaç yapılı yayla atılan cisim.
Oklavi: Yufka açmak için kullanılan ince düz yuvarlak çubuk.
Oldum olası: Gelişi güzel kazanılan alışkanlık.
Onca: O kadar.
Oncuğaz: Çok az.
Oşt oşt: Sesli köpek havlamasına karşı sözlü ikaz.
Otlakçı: Başkalarının sırtından geçinen.
Oturakçı: Eski ev eşyası satan esnaf.
Oturaklı: Kendini yetiştirmiş ağır nezaketli kişi.
Orta tarlanın tohumu: Önemsenen kişi.
Oynadan: Hal ve hareketlerine dikkat etmeyen hafif meşrepli.
Oynak: Cilveli.
Oymak: Semt yöre, herhangi bir cismin için boşatma.
Oynaş: Sevgili, yavuklu.


Ö
Öküz arabası (Kağnı): Çift öküz koşulan mazı tekerlekli binek aracı.

Öğünde ölüm: Dediği kişiden önce ben ölüm ifadesi.
Öğün: Yemek vakitler.
Ögey: Öz olmayan.
Öğütlemek: Bir şeyleri dikte ettirmek.
Öğütmek: Ezmek.
Öncül: Önde gelen.
Örtme: Herhangi bir cismin üzerinin kapanması.
Örti: Yatak, yorgan.
Örük: Örülmüş saç.


P
Pahıllanma: Kıskanma.
Palıt odun: Palıt ağacının yakacak için kesilmiş hali.
Partınan: Bir keresinde çokça.
Periktirme: Olduğu yeri sevdirmeme huysuzlaştırma kaçırtma.
Perçem: Başın ön kısmında fazla şekilde bırakılan saç.
Pırh etti: Aniden boşa düşerek gülmek.
Pin: Evcil hayvan barınağı.
Pingel: Tavuğun yumurtlaması için kapatılan barınağı.
Pısılamak: Kulaktan kulağa hafif sesle konuşma.
Paçalı: Kuş ve horozların ayak kısımlarının çok tüylü şekli.
Pısık: Kedi.
Parhaç: Kulpu üsten ağzı kapaklı bakır yapılı kab.
Portlak göz: Göz bebeklerinin fazla dışarı çıkma hali.
Papel: Kapaklı sigara kutu kapakları ile oynan oyun. Yenice 50, gelincik kapağı 25, harman
100, yaka 250, kulüp 75 lira).
Pazuvent: Ayet yazılı muskanın deri içine konulmuş hali. (Erzurum bar ekinin kollaında
görünür).
Popol: Çocuk ayakkabısı.
Peşmurde: Üstü başı bozuk olan.
Poççikli: İki yüzlü söz taşıyan yalaka.
Puşi: Peçe.
Pöhreng: Su borusu.
Pohetme: İşi bozma.
Pungar: Akan çeşme.
Pottik: Bodur kısa.
Pus: Sis.
Puşta: Tomurcuk ağaçtan biçilen dış kısım tahta.
Put kesilmek: Dona kalmak.
Pohsakal olmak: Rezil olmak.
Pürçüklü: Havuç.
Pümpül: İplikten yapılı süs.


R
Rabiteli: Düzgün dikkatli.

Rapata: Oval, içi ot ile doldurulmuş 30x 50 ebadında bezle kaplı tandıra lavaş ekmek
yapıştıran fırıncı aleti.
Rapata: Uzun sarkık yüz.
Reyhan: Bitki otu.
Reğğez: Beceriksiz.
Reşber: Çifçi.
Rıkkını satmak: Bir şeyin üstünde durmadan gitmek.
Rızsız: Namussuz.


S
Sabi: Sübyan çocuk.
Saçı: Düğünü olan kıza götürülen hediye.
Sağdıç emeği: Boşa hizmet etmek.
Sako: Kalın erkek paltosu.
Sakalı ele vermek: Yüz göz olmak.
Salahana: Başı boş gezen.
Salmak: Bırakmak.
Sallanbaş: Devamlı kafası sallayan.
Sambağı: Kağnı arabasında öküzlerin boynuna takılan sami demirleri birbirine bağlayan
deri sırım bağ.
Sapan: Toprak tarla sürmeye yarayan araç. Ağaç çatalında yapılı lastiklerle bağlı ortası
meşin, taş atan cisim.
Saplı: Uzun saplı bakır su kabı.
Sağır: Duymayan.
Sıvacı: Duvar sıvayan usta.
Savsaklanmak: Bir işi umursamamak geçiştirmek.
Sazlanmak: Kendi kendine türkü söylemek.
Semaver: Çay suyu kaynatılan silindir halinde altında közle ısınan ve üzerinde demlik
konularak çay demlenen ev eşyası.
Sefil: Uslu, sessiz.
Segirtmek: Koşmak.
Seki: Yüksek basamaklı yer.
Sele: Sepet.
Seslenmek: Çağırmak.
Seme: Aptal saf.
Seğğevul: Kızılcık ağacından yapılan 150 cm aşağı olmayan uzun saplı çalı süpürgesi.
Sehir: Büyü.
Seyir: Mesire yeri.
Serpuş: Bakır sahan kapağı.
Sevo: Aptal.
Sınıkçı: Kırık, çıkık hallerinde mahali olarak uğraşan.
Sınamak: Denemek.
Sıklamak: Dikkatli bakmak.
Sil süpür: Temizle.
Silik: Zayıf çelimsiz.
Sırıhlı: Eli maşalı edepsiz davranan.

Sıtar: Sığınma.
Satır: Saplı iri et doğrama aleti.
Sımışka: Ay çiçeği.
Sıvaşmak: Bulaşmak.
Sıpırtmak: Kovalamak, kaçırtmak.
Sıva: İnce hazırlanmış satıh malzemesi.
Sıvamak: Yüzeysel sathın hazırlanmış malzemelerle kaplanması.
Sırık: Hafif uzun ağaç dalından yapılı çamaşır asma, toz alma aleti.
Singir: Sinir.
Sini: Üzerinde ekmek yiyilen kenarlı daire biçimindeki bakır tepsi.
Silik: Belirsiz oturmamış şahsiyet.
Siğil: Ellerde çıkan küçük kabarık. Kaytandan yapılı yelek düğmesi.
Sıvırcık: Serçe kuş.
Soğulmak: Zayıflamak.
Soy: Ced, ata.
Sulha: Angarya işler.
Süprüntü: Avare gezinen, boş adam.
Suharış: Yağda soğan kavrulması yemek hazırlığı bir nüvesi.
Sümek: Yün tarağından yün artığı.
Su sökmek: Tuvalete çıkmak.
Su iti: Suda yüzen kişi.
Sufat: Yüz.
Sufra bezi: Ekmek tahtasının altına sarılan bez.
Sulu: Hafif ciddiyetsiz kişi.
Suvarmak: Bostanlara verilen su, hayvanlara içirilen su.
Su döğen: Boşa konuşan iş yapamayan adam.
Supara: Kuran alfabe (Elifba) cüzü.
Susazma: Su içme isteği.
Süpürge: Temizlik aleti.
Sükut: Sessiz.
Sürmek: Takip etmek, kovalamak.
Sürtük: Çok gezen, ahlaksız addedilen kadın.
Söve: Kapı çerçevesi.
Söz gelimi: Yerinde anlatılan misal.
Sülük: Asalak, kan emen küçük hayvan.
Sürecek: Kitap okuma da kullanılan kağıti metal yapımı alet.
Sürgü: İshal hali, Kilitleme.


Ş
Şamata: Gürültü, çok seslilik.
Şağıldak: Kurumuş hayvan pisliği.
Şakkılamak: Aşırı sesli gülmek.
Şak şakçı: El vuran aşırı alkışlayan yağ yakan.
Şal: Yün kumaş.
Şabbalak: Tokat atma.
Şenlik: Kalabalık.

Şenletmek: Şereflendirmek, coşturmak.
Şegirt: Çırak.
Şergade: Belalı, şirret buluşkan.
Şerbet: Tatlı içecek.
Şişhane: Lokanta.
Silik: Pek öne çıkmayan tanınmayan.
Şığva: Genç düz fidan.
Şıllığ: Ciddiyetsiz.
Sıvırcık: Serçe.
Şıppıhlı: Göz önü hastalığı.
Şılletmek: İstismar etmek.
Şilopbo: Karla beraber yağan yağmur.
Şile: Pirinç ve bulgur lapası.
Şire: Katı tatlı su.
Şir: Yağlı boya.
Şişek: 2-3 yaşındaki keçi ve koyun.
Şitendirmek: Kapanmış bir şeyi abartarak gündeme tekrar getirme.
Şivan: Büyük üzüntü, ağlama bağırma, feryat hali.
Şor: Tuzlu.
Şoğurt: Ağız suyu, salya.
Şoşartmak: Bir şeyi olduğundan fazla gösterme.
Şurallama: Yırtık ve söküğün ilmek halli dikimi.
Şum: Kötü şeylere sebep olan bakış.
Şurt: Tandır kenarı.
Sücük: Süzülmüş yoğurt suyu.
Şüşe: Cam şişe.
Şüşe hemetçik: Çok güzel taş bebek.


T
Tas: Bakırdan yapılı su kabı.
Tahmisci: Kuru kahveyi döğen esnaf.
Tımarhane: Akıl hastanesi.
Takatuka: Vurgulu sesli gürültü.
Takkıç: Dar ve çıkık.
Tamas: Kara erik kurusu.
Tanko: Sosyete.
Tandır: Kavdan topraktan yapılı ekmek pişirilmesi için kullanılır. Büyük, orta, küçük olu.
Tandır başı: Tandırın bulunduğu kısım.
Tanış: Aşına kazanmış.
Tapa: Tıkaç.
Tapan: İnanmak kul olmak.
Toparlak: Yuvarlak.
Tar: Tavukların üzerine çıkıp dinlendiği yer.
Talebe: (Mektepli) öğrenci.
Tatari: Yarı pişen.
Tatıla: Heram edilen.

Tava: Yayvan ağzı açık kulplu kap.
Tavlı: Şişman.
Telaş: Panikleyen.
Teperli: Çalışkan kişi.
Tepmek: Doldurmak, tıkamak.
Tepegöz: Havai dikkatsiz.
Teprenmek: Yerinden kımıldanmak.
Terek: Sabit raf.
Teres: Aşağılık müptezel.
Terki: Arka kısma binme.
Termaş: Sahipsiz yerinde durmayan huysuz.
Teşi: Yün incelten ip haline getiren odun alet.
Teşt: Saçta yapılan günlük çamaşır yıkama kabı.
Tevatür: Çok detaylı.
Tevür: Başkalaşma hali.
Tey: Erzurum barından kükreme bağırma.
Tez: Çabuk.
Tezek: Büyük baş hayvan gübresinin kurutulmuş yakılan katı yakıt.
Tırmık: Ot yığınlarında kullanılan demir dişli ve uzun odun saplı çiftçi aleti.
Tirit: Kavurma etin sulu hali.
Tirivırı: Hikaye, derinliği olmayan boş adam.
Tığ: İnce uçlu küçük demir, örgü aleti.
Tike: Pişmiş et parçası.
Tıllik: Peltek konuşan.
Tırhıç: Ağaç çıtadan yapılı ev kapılarına yaz aylarında takılan kafes kapı.
Tırığ: İsal hali.
Tırt: Boş zayıf.
Tırıhlı: Küfürbaz.
Tıkkoz: Süslü dik esnek olmayan.
Tısılamak: Zor nefes alma hali.
Tıs: Boş.
Tıssık: Duman izi.
Tistan: Kara Fatma diye anılan böcek.
Tıstımbıl: Karnı doymuş kısa şişman tip.
Tohaç: Yün döven kalın değenek.
Tortu: Kalan artık kısım. (Tereyağı eritilende ençok elde edilir).
Tosbağa: Kaplumbağa.
Toy: Acemi bilinçsiz, kuş, düğün, sölen.
Tozak: Kalıcı olmayan rüzgar etkisiyle uçan kar.
Tozutma: Temizlik yapılanda kaldırılan artıklardan uçan toz hali.
Töre: Gelenek ve göreneklerin yaşatılması.
Töreli: Edepli, saygılı kişi.
Tuluğ: Keçi ve koyun postu.
Tusğ: Kuluçkaya yatan tavuk.
Tusğ anası: Çok doğuran kişi.
Toprağ başan: Bir nevi yanlış yapana verilen cevap.

Tutak: Sıcak bir kabı tutmaya yarayan bez parça.
Tütünüm eğri: Erzurum yöresi değeneklerle oynanan oyun.


U-Ü
Ucuucuna: Başı başına kavuşturma.
Uğunmak: Ağlaya ağlaya ve güle güle kriz geçirme.
Uşağ: Küçük uşak uyku tulumu, iş gören hizmetçi.
Uyi: Uyumak.
Uyhi tuluğu: Çok uyuyan.
Urum: (Gavur anlamında kullanılır).
Üfüleme: Ağızda yapılan nefes hali.
Üstelemek: Israr etmek.
Üstünkörü: Baştan savma.
Üskek: Yüksek olan.
Üzerlik: Bamya veya nohuttan yapılan nazarlık.


V
Valide: Anne.
Vardı vardı: Fayton kornesi.
Vesvese: (Ehvamlı) Tereddüt geçiren emin olmayan güvensiz kişi.
Vıdı vıdı: Sessiz aralıksız konuşma.
Vığır vığır: Durmadan ağlayan bebek.
Vira: Vara yoğa devamlı konuşma.
Vırcıh: Bozulmaya yüz tutan.
Vızzık: Sivri sinek.
Vırışığ: Karma karışık görgüsüz terbiyesiz.
Vurgun: Ani gelen, bir şeyin dağılması, elden alınması.


Y
Yalloz: Züğürt aç.
Yamak: Aşçı yardımcısı.
Yarenlik: Tatlı sohbet.
Yarpız: Yaban nanesi.
Yavuşak: Bit yavrusu.
Yavuhturmağ: Kaçırtma örseleme.
Yayvan: Ağzı geniş olan
Yazma: Başörtüsü.
Yaylı hizek: Fayton tipi üstü açık kızak.
Yaşmak: Baş ve ağız kısımların kapatılma hali.
Yemeni: Tül, yazma.
Yemlik: Kırlarda yetişen ve yiyilen bir nevi ot.
Yeği: Görünmeden fenalık yapan.
Yeğin: Çabuk.
Yekten: Aniden.
Yencilek: Hafif.
Yerde gezen: Yılan.

Yerden yapma: Kısa boylu.
Yeriklemek: Aş ermek.
Yessir: Esir.
Yıldızlama: Yıldız falı.
Yıldız kökü: Yer elması.
Yokuşa koşmak: İşi zora sokmak.
Yonga: Rende, keserle yapılan odun talaşı.
Yordam: Yol, töre.
Yöm: Uğurlu.
Yömsüz: Uğursuz.
Yuha: Derinliği az olan.
Yüklük: Yatak takımlarının konulduğu yer.
Yün tarağı: Tahtadan dişli yünlerin inceltilmesi için yapılı alet.
Yükünü tereğe yığmak: Nazlanmak.
Yüngül: Hafif.
Yüz görümü: Nişanlı kıza, nişanlısı tarafından gönderilen hediye.
Yuduzmak: Bahisi kayıp etmek. Oyunu kayıp etmek.
Yüzbar olamak: Arkadan yapılan ithamların yüz yüze konuşulması.
Yüzsüz: Utanmaz.
Yüsküf: Terzilerin parmağına takılan tırtırlı yüzük biçimi alet.
Yüzsüz gözsüz olmaz: Perişan olmak yurtsuz kalmak.


Z
Zanka: Faytonun tekerleksiz kızak tipi.
Zarzavat: Eve alınan iaşe.
Zemheri: Kış aylarında belirli gün içinde esen şiddetli soğuk.
Zevcem: Hanımı.
Zehlenmek: Alay etmek.
Zırza: Kapıyı arkadan ve önden kilitlemek için söve ile kapıyı birleştiren delikli ve birbirine
geçmeli demir aksam.
Zır gök: Kuşlara belli renk itibari ile verilen ad.
Zibil: Çöp yığını.
Zırzımbılik: Önemsiz olan.
Zırıncı: En sonuncu.
Zırto: Kaba saba tip.
Zığva: Geniş ağlı arka kısmı gale denilen geniş pileli bacak kısmı dar olan pantolon.
Erzurum bar ekibinin pantolon kısmı.
Zılgıt: Hızlı, şiddetli, kuvvetlice.
Zığı: Söğüt ağacından yapılı mayısla sıvalı sepet.
Zembil: Tavandan asılı süslü küçük sepet.

17 Eki 2021 - 18:03 - Erzurum


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi