ERZURUM AĞZI SÖZLÜK - II

KKamçı: Faytoncularım kızılcık çubuğuna sicim bağlı şekli. (Topaçlarda ise ipli).Kata koli: Üç kağıtçılık yapma oyuna getirme.Kartol: PatatesKambur: S...

K
Kamçı: Faytoncularım kızılcık çubuğuna sicim bağlı şekli. (Topaçlarda ise ipli).
Kata koli: Üç kağıtçılık yapma oyuna getirme.
Kartol: Patates
Kambur: Sırt kısmında oluşan kitle.
Kaneviçe: Beyaz bez üzerine renkli ipliklerle yapılan şekilli işleme.
Kalik: Topuğuna basılmış eskimiş ayakkabı.
Kabaktadı vermek: Usandırmak, bıktırmak.
Kaçın kurası: Bilecen.
Kafter: Yaşlı sevimsiz sert kadın.
Kancık: Dişi köpek.

Kalik sürtme: Devamlı gezme.
Kalikman: Gezgin kadın tipi.
Kaltağ: Ahlaksız kadın.
Karadüzen: Gelişi güzel.
Karakış: Soğuk geçen karlı kış.
Karman corman: Birbirine karışmış.
Karnı burnunda: Hamile.
Kel: Kafasında saçı olmayan.
Kelloş: Kafasında doğuştan saç olmayan kişi.
Kırıştırma: Paslaşmak, paylaşmak, bölüşmek.
Kazocağı: Gaz yağı ile yanan 4 ayaklı mis ısıtıcı.
Kuzeki: Yakasız, kolsuz şeytan işlemeli önü kapalı yelek (Erzurum bar ekibinde görülür).
Kellegoz: Zıtlaşma.
Kelek etme: Oyuna getirmek ve hile etmek.
Kelle kulak: Kelli felli iyi giyimli oturaklı adam.
Kemgöz: Uğursuz bakış.
Kemküm etmek: Sözü gevelemek.
Kennahi: Maksatlı tahrik edici konuşma.
Kahkül: Saçların öne taranmış hali.
Kunkul: Saçın önünde bırakılan perçeme denir.
Kerme: Hayvan pisliği.
Kert: Bıçakla açılan küçük oyuk.
Kerti: Bayat.
Kete: İnce açılı ve yağlanmış yufkaların ortasına yağda kavrulmuş un konularak, bohçe
şeklinde kapatılması.
Kevel: Koyun postundan yapılı bekçi ve çoban kürkü.
Kevek taşı: Yontula bilen taş.
Kıh: Pis.
Kınımini: İki kişi arasında yapılan antlaşma.
Kimo: Kapının dövülmesinde, kapı arkası sesli sorma hali.
Kirliçıhın: Yok gösteren cimri zengin.
Kırcon: Ot, saman artığı.
Kırkı çıkmak: Doğan çocuğun 40 gününde yıkanması.
Kırtık: Ufak tefek küçük.
Kırman dökmek: İşini yaptıra bilmek için aşırı takip etme.
Kıskılamak: Üzerine salmaya çalışmak.
Kıs kıs: Sessiz yüz hatları ile içten gülmek.
Kıtlamak: Isırmak.
Kızamık: Çocuk hastalığı.
Kızırık: Fazla kızarması.
Kımık: Kesik tipli kısa burun.
Kişmiş: Çekirdeksiz üzüm.
Kip: Sıkı yapışmak, yanaşmak.
Kiraz dudaklı: Kırmızı dudaklı.
Kirve: Sünnet olan çocuğun hamisi.
Kokur: Öcü.

Kol demiri: Duvara çakılı, kapılara arkadan takılan demir çubuk.
Kol ağası: Asayişten sorumlu olan kolluk kuvvet amiri.
Kompostti: Kurutulmuş erikten yapılan hoşaf.
Kol pazvantları: İçi dua ve ayetler içeren deri ile kaplı, kola bağlanır.
Kofik: Çevresi boncuk, altın, gümüş ile donatılmış kadın başlığı.
Kokoç: Süpürgenin yıpranarak sap kısmına yakın olan şekli.
Kolik: Kanatları kırık kuş.
Korkutmak: Aniden yapılan hamle.
Korizan: Kalın kafalı anlamaz.
Koriyara sıhtırmak: Sıkıştırmak, üstelemek.
Korzevil: Ok ucuna takılan başlık. Sevimli şakacı çocuk.
Kor: Ama.
Köz: Yanan ateşin uyuyan haline denir.
Közleme: Köz altında pişirilen patates.
Köme: İçi ceviz dolu pestil rulo halinde olan yemiş. (Sucuk).
Kos: Yaranın kabuk tutmuş hali.
Küt olmuş: Felç olmuş.
Kurtlanmak: Yerinde durmamak, hareketlilik hali. Kaşıntı.
Kurdalamak: Karıştırmak.
Kudurmak: Aşırı tepki göstermek.
Kurun: Çeşme yalağı.
Kuşbaz: Evcil kuş besleyenler.
Kurşak: Bele sarılan boydan uzun yün örgü.
Kurik: At yavrusu.
Kuş ekmeği: Madımak.
Kuzlamak: Çok doğuran.
Kürek: Tahta ve demirden yapılı temizlik aracı.
Külle: Tandırın alttaki ağzı.
Küd: Yürüyemeyen.
Külek: Büyük su kabı.
Külfet: Yük.
Künt: Hamur topağı.
Kuski: Manivela.
Kütük: İplik makarası, çok enli kalın ağaç kesintisi.
Küze: Ağaçtan yapılı su kabı.
L
Lal: Dilsiz.
Leçek: Başörtüsü.
Levğiyete vermek: Ortalığı karıştırmak.
Lehlemek: Yorulmak, bitkin düşmek.
Lenger: Büyük bakır sahan.
Lebbik: Düm düz olan taş.
Lebbiz aşşığ: Şeğ kısmı, mire kısmı düzlenmiş aşşığ.
Lezlenmiş: Düzlenmiş.
Lığlamak: Olduğu yerde hareketsiz kalmak.

Lılığ: Hafif, hafif pişen.
Lılığ yumurta: Rafadan yumurta.
Lınga kahmak: Ayaklanma. Karşı koyma.
Liver: Silah tabanca
Lobiya: Yeşil taze fasulye.
Log taşı: Ev bacalarında toprağın basılması için sürülen içinden demir geçirili yuvarlak taş.
Loş dodak: İri dudak.
M
Marhama: Mendilin büyüğü.
Malın mulun altını süpür: Ahırı temizle.
Modollama: Kabaca bilinçsiz davranmak.
Magarya sandık: Yiyecek saklanan sandık.
Mazı: Kağnı tekerleri üzerinde olur.
Mahana: Sebep aramak.
Mahat: Üzeri halı serili ve yaslanma yastıkları olan tahta yapılı sedir.
Mahanda somunu: Tepsi içinde baklava şeklinde hazırlanan tatsız kete.
Mal: Canlı hayvan.
Malak: Medek yavrusu.
Malbağ: Çay kaşığı.
Malumat almak: Bilgi almak.
Mındıl: Küçük.
Marancı: Kağnı, Fayton, araba tekeri yapan esnaf.
Maraba: Çiftçi yardımcısı.
maşAllah: Nazar değmesin arzusu, takdir etmek.
Maşapa: Su içecek kab.
Maşatlık: İslam dışı mezarlık.
Matara çayı: Tezek közünde matara içinde pişirilen çay.
Mayınlamak: Ağrının dinmesi hafiflenmesi.
Mayıs: Hayvan dışkısı.
Mayıslık: Büyük hayvan dışkısının döküldüğü yer.
Maymak: Aklı melekelerini kayıp eden.
Mazanni: Sorumsuz buluşkan düğüşken.
Medek: Dişi manda.
Mehle: Mahalle.
Mekir: Kişilerin sıfatına girerek onları taklit eden kızdıran kişi.
Melemez: Mızmız.
Merek: Samanlık.
Meret: Sevimsiz hoyrat.
Mıh: Demir çivi.
Mıllıkçı: İki yüzlü.
Mıllik: Oyunlarda ebeyi bulmak için, avuçta tutulan cisim.
Mıncımış: Eşkimiş, bozulmuş.
Mitil: Yün doldurulmuş baklava şeklinde çuvaldızla dikilen örtüsüz yorgan.
Mırgıbı: Eli sıkı.
Mırığ: Dudağı yarık tavşan dudak.

Mırlamak: İkaz mahiyetinde konuşma. Kedilerin kızma anı.
Mısmar: Büyük demir çivi.
Mızmız: Ağlayan çocuk.
Mızıkçı: Çığız problem çıkaran.
Mososunu asmak: Yüzünü döküp oturmak.
Mozik: Dananın büyüğü.
Musallat olmak: Peşini bırakmama.
Muhat olmak: Sahiplenmek.
Müsürlük: Hayvanlara yem verilen yer.
N
Nalbant: Hayvan ayaklarının bakım yapan nal çakan esnaf.
Nazar: Etkilenme hali.
Nakış: Bir şeklin aslına benzerinin işlenmesi ve yapılması.
Nedim: Kabulenmemek.
Neyime lazım: Karışmamak, banane.
Nemkor: Yapılan iyiliği unutma, iyiliği yapana karşı kötü davranma.
Ne ula: Küçük alaylı bir halde cevap.
Nane: Ayran aşlarına katılan bitki.
Naçar: Çaresiz kalmak.
Nahır: Otlak hayvanlar sürüsü.
Nalları dikti: Öldü. (Eşek ölüsü için kullanılır)
Nanca: Ne kadar.
Natır: Hamamlarda hizmet eden keseci.
Nefsini kor etmek: Tatmak.
Nıhıs: Cimri.
Nutku tutulmak: Konuşamamak.
O
Ok: Ağaç yapılı yayla atılan cisim.
Oklavi: Yufka açmak için kullanılan ince düz yuvarlak çubuk.
Oldum olası: Gelişi güzel kazanılan alışkanlık.
Onca: O kadar.
Oncuğaz: Çok az.
Oşt oşt: Sesli köpek havlamasına karşı sözlü ikaz.
Otlakçı: Başkalarının sırtından geçinen.
Oturakçı: Eski ev eşyası satan esnaf.
Oturaklı: Kendini yetiştirmiş ağır nezaketli kişi.
Orta tarlanın tohumu: Önemsenen kişi.
Oynadan: Hal ve hareketlerine dikkat etmeyen hafif meşrepli.
Oynak: Cilveli.
Oymak: Semt yöre, herhangi bir cismin için boşatma.
Oynaş: Sevgili, yavuklu.
Ö
Öküz arabası (Kağnı): Çift öküz koşulan mazı tekerlekli binek aracı.

Öğünde ölüm: Dediği kişiden önce ben ölüm ifadesi.
Öğün: Yemek vakitler.
Ögey: Öz olmayan.
Öğütlemek: Bir şeyleri dikte ettirmek.
Öğütmek: Ezmek.
Öncül: Önde gelen.
Örtme: Herhangi bir cismin üzerinin kapanması.
Örti: Yatak, yorgan.
Örük: Örülmüş saç.
P
Pahıllanma: Kıskanma.
Palıt odun: Palıt ağacının yakacak için kesilmiş hali.
Partınan: Bir keresinde çokça.
Periktirme: Olduğu yeri sevdirmeme huysuzlaştırma kaçırtma.
Perçem: Başın ön kısmında fazla şekilde bırakılan saç.
Pırh etti: Aniden boşa düşerek gülmek.
Pin: Evcil hayvan barınağı.
Pingel: Tavuğun yumurtlaması için kapatılan barınağı.
Pısılamak: Kulaktan kulağa hafif sesle konuşma.
Paçalı: Kuş ve horozların ayak kısımlarının çok tüylü şekli.
Pısık: Kedi.
Parhaç: Kulpu üsten ağzı kapaklı bakır yapılı kab.
Portlak göz: Göz bebeklerinin fazla dışarı çıkma hali.
Papel: Kapaklı sigara kutu kapakları ile oynan oyun. Yenice 50, gelincik kapağı 25, harman
100, yaka 250, kulüp 75 lira).
Pazuvent: Ayet yazılı muskanın deri içine konulmuş hali. (Erzurum bar ekinin kollaında
görünür).
Popol: Çocuk ayakkabısı.
Peşmurde: Üstü başı bozuk olan.
Poççikli: İki yüzlü söz taşıyan yalaka.
Puşi: Peçe.
Pöhreng: Su borusu.
Pohetme: İşi bozma.
Pungar: Akan çeşme.
Pottik: Bodur kısa.
Pus: Sis.
Puşta: Tomurcuk ağaçtan biçilen dış kısım tahta.
Put kesilmek: Dona kalmak.
Pohsakal olmak: Rezil olmak.
Pürçüklü: Havuç.
Pümpül: İplikten yapılı süs.
R
Rabiteli: Düzgün dikkatli.

Rapata: Oval, içi ot ile doldurulmuş 30x 50 ebadında bezle kaplı tandıra lavaş ekmek
yapıştıran fırıncı aleti.
Rapata: Uzun sarkık yüz.
Reyhan: Bitki otu.
Reğğez: Beceriksiz.
Reşber: Çifçi.
Rıkkını satmak: Bir şeyin üstünde durmadan gitmek.
Rızsız: Namussuz.
S
Sabi: Sübyan çocuk.
Saçı: Düğünü olan kıza götürülen hediye.
Sağdıç emeği: Boşa hizmet etmek.
Sako: Kalın erkek paltosu.
Sakalı ele vermek: Yüz göz olmak.
Salahana: Başı boş gezen.
Salmak: Bırakmak.
Sallanbaş: Devamlı kafası sallayan.
Sambağı: Kağnı arabasında öküzlerin boynuna takılan sami demirleri birbirine bağlayan
deri sırım bağ.
Sapan: Toprak tarla sürmeye yarayan araç. Ağaç çatalında yapılı lastiklerle bağlı ortası
meşin, taş atan cisim.
Saplı: Uzun saplı bakır su kabı.
Sağır: Duymayan.
Sıvacı: Duvar sıvayan usta.
Savsaklanmak: Bir işi umursamamak geçiştirmek.
Sazlanmak: Kendi kendine türkü söylemek.
Semaver: Çay suyu kaynatılan silindir halinde altında közle ısınan ve üzerinde demlik
konularak çay demlenen ev eşyası.
Sefil: Uslu, sessiz.
Segirtmek: Koşmak.
Seki: Yüksek basamaklı yer.
Sele: Sepet.
Seslenmek: Çağırmak.
Seme: Aptal saf.
Seğğevul: Kızılcık ağacından yapılan 150 cm aşağı olmayan uzun saplı çalı süpürgesi.
Sehir: Büyü.
Seyir: Mesire yeri.
Serpuş: Bakır sahan kapağı.
Sevo: Aptal.
Sınıkçı: Kırık, çıkık hallerinde mahali olarak uğraşan.
Sınamak: Denemek.
Sıklamak: Dikkatli bakmak.
Sil süpür: Temizle.
Silik: Zayıf çelimsiz.
Sırıhlı: Eli maşalı edepsiz davranan.

Sıtar: Sığınma.
Satır: Saplı iri et doğrama aleti.
Sımışka: Ay çiçeği.
Sıvaşmak: Bulaşmak.
Sıpırtmak: Kovalamak, kaçırtmak.
Sıva: İnce hazırlanmış satıh malzemesi.
Sıvamak: Yüzeysel sathın hazırlanmış malzemelerle kaplanması.
Sırık: Hafif uzun ağaç dalından yapılı çamaşır asma, toz alma aleti.
Singir: Sinir.
Sini: Üzerinde ekmek yiyilen kenarlı daire biçimindeki bakır tepsi.
Silik: Belirsiz oturmamış şahsiyet.
Siğil: Ellerde çıkan küçük kabarık. Kaytandan yapılı yelek düğmesi.
Sıvırcık: Serçe kuş.
Soğulmak: Zayıflamak.
Soy: Ced, ata.
Sulha: Angarya işler.
Süprüntü: Avare gezinen, boş adam.
Suharış: Yağda soğan kavrulması yemek hazırlığı bir nüvesi.
Sümek: Yün tarağından yün artığı.
Su sökmek: Tuvalete çıkmak.
Su iti: Suda yüzen kişi.
Sufat: Yüz.
Sufra bezi: Ekmek tahtasının altına sarılan bez.
Sulu: Hafif ciddiyetsiz kişi.
Suvarmak: Bostanlara verilen su, hayvanlara içirilen su.
Su döğen: Boşa konuşan iş yapamayan adam.
Supara: Kuran alfabe (Elifba) cüzü.
Susazma: Su içme isteği.
Süpürge: Temizlik aleti.
Sükut: Sessiz.
Sürmek: Takip etmek, kovalamak.
Sürtük: Çok gezen, ahlaksız addedilen kadın.
Söve: Kapı çerçevesi.
Söz gelimi: Yerinde anlatılan misal.
Sülük: Asalak, kan emen küçük hayvan.
Sürecek: Kitap okuma da kullanılan kağıti metal yapımı alet.
Sürgü: İshal hali, Kilitleme.
Ş
Şamata: Gürültü, çok seslilik.
Şağıldak: Kurumuş hayvan pisliği.
Şakkılamak: Aşırı sesli gülmek.
Şak şakçı: El vuran aşırı alkışlayan yağ yakan.
Şal: Yün kumaş.
Şabbalak: Tokat atma.
Şenlik: Kalabalık.

Şenletmek: Şereflendirmek, coşturmak.
Şegirt: Çırak.
Şergade: Belalı, şirret buluşkan.
Şerbet: Tatlı içecek.
Şişhane: Lokanta.
Silik: Pek öne çıkmayan tanınmayan.
Şığva: Genç düz fidan.
Şıllığ: Ciddiyetsiz.
Sıvırcık: Serçe.
Şıppıhlı: Göz önü hastalığı.
Şılletmek: İstismar etmek.
Şilopbo: Karla beraber yağan yağmur.
Şile: Pirinç ve bulgur lapası.
Şire: Katı tatlı su.
Şir: Yağlı boya.
Şişek: 2-3 yaşındaki keçi ve koyun.
Şitendirmek: Kapanmış bir şeyi abartarak gündeme tekrar getirme.
Şivan: Büyük üzüntü, ağlama bağırma, feryat hali.
Şor: Tuzlu.
Şoğurt: Ağız suyu, salya.
Şoşartmak: Bir şeyi olduğundan fazla gösterme.
Şurallama: Yırtık ve söküğün ilmek halli dikimi.
Şum: Kötü şeylere sebep olan bakış.
Şurt: Tandır kenarı.
Sücük: Süzülmüş yoğurt suyu.
Şüşe: Cam şişe.
Şüşe hemetçik: Çok güzel taş bebek.
T
Tas: Bakırdan yapılı su kabı.
Tahmisci: Kuru kahveyi döğen esnaf.
Tımarhane: Akıl hastanesi.
Takatuka: Vurgulu sesli gürültü.
Takkıç: Dar ve çıkık.
Tamas: Kara erik kurusu.
Tanko: Sosyete.
Tandır: Kavdan topraktan yapılı ekmek pişirilmesi için kullanılır. Büyük, orta, küçük olu.
Tandır başı: Tandırın bulunduğu kısım.
Tanış: Aşına kazanmış.
Tapa: Tıkaç.
Tapan: İnanmak kul olmak.
Toparlak: Yuvarlak.
Tar: Tavukların üzerine çıkıp dinlendiği yer.
Talebe: (Mektepli) öğrenci.
Tatari: Yarı pişen.
Tatıla: Heram edilen.

Tava: Yayvan ağzı açık kulplu kap.
Tavlı: Şişman.
Telaş: Panikleyen.
Teperli: Çalışkan kişi.
Tepmek: Doldurmak, tıkamak.
Tepegöz: Havai dikkatsiz.
Teprenmek: Yerinden kımıldanmak.
Terek: Sabit raf.
Teres: Aşağılık müptezel.
Terki: Arka kısma binme.
Termaş: Sahipsiz yerinde durmayan huysuz.
Teşi: Yün incelten ip haline getiren odun alet.
Teşt: Saçta yapılan günlük çamaşır yıkama kabı.
Tevatür: Çok detaylı.
Tevür: Başkalaşma hali.
Tey: Erzurum barından kükreme bağırma.
Tez: Çabuk.
Tezek: Büyük baş hayvan gübresinin kurutulmuş yakılan katı yakıt.
Tırmık: Ot yığınlarında kullanılan demir dişli ve uzun odun saplı çiftçi aleti.
Tirit: Kavurma etin sulu hali.
Tirivırı: Hikaye, derinliği olmayan boş adam.
Tığ: İnce uçlu küçük demir, örgü aleti.
Tike: Pişmiş et parçası.
Tıllik: Peltek konuşan.
Tırhıç: Ağaç çıtadan yapılı ev kapılarına yaz aylarında takılan kafes kapı.
Tırığ: İsal hali.
Tırt: Boş zayıf.
Tırıhlı: Küfürbaz.
Tıkkoz: Süslü dik esnek olmayan.
Tısılamak: Zor nefes alma hali.
Tıs: Boş.
Tıssık: Duman izi.
Tistan: Kara Fatma diye anılan böcek.
Tıstımbıl: Karnı doymuş kısa şişman tip.
Tohaç: Yün döven kalın değenek.
Tortu: Kalan artık kısım. (Tereyağı eritilende ençok elde edilir).
Tosbağa: Kaplumbağa.
Toy: Acemi bilinçsiz, kuş, düğün, sölen.
Tozak: Kalıcı olmayan rüzgar etkisiyle uçan kar.
Tozutma: Temizlik yapılanda kaldırılan artıklardan uçan toz hali.
Töre: Gelenek ve göreneklerin yaşatılması.
Töreli: Edepli, saygılı kişi.
Tuluğ: Keçi ve koyun postu.
Tusğ: Kuluçkaya yatan tavuk.
Tusğ anası: Çok doğuran kişi.
Toprağ başan: Bir nevi yanlış yapana verilen cevap.

Tutak: Sıcak bir kabı tutmaya yarayan bez parça.
Tütünüm eğri: Erzurum yöresi değeneklerle oynanan oyun.
U-Ü
Ucuucuna: Başı başına kavuşturma.
Uğunmak: Ağlaya ağlaya ve güle güle kriz geçirme.
Uşağ: Küçük uşak uyku tulumu, iş gören hizmetçi.
Uyi: Uyumak.
Uyhi tuluğu: Çok uyuyan.
Urum: (Gavur anlamında kullanılır).
Üfüleme: Ağızda yapılan nefes hali.
Üstelemek: Israr etmek.
Üstünkörü: Baştan savma.
Üskek: Yüksek olan.
Üzerlik: Bamya veya nohuttan yapılan nazarlık.
V
Valide: Anne.
Vardı vardı: Fayton kornesi.
Vesvese: (Ehvamlı) Tereddüt geçiren emin olmayan güvensiz kişi.
Vıdı vıdı: Sessiz aralıksız konuşma.
Vığır vığır: Durmadan ağlayan bebek.
Vira: Vara yoğa devamlı konuşma.
Vırcıh: Bozulmaya yüz tutan.
Vızzık: Sivri sinek.
Vırışığ: Karma karışık görgüsüz terbiyesiz.
Vurgun: Ani gelen, bir şeyin dağılması, elden alınması.
Y
Yalloz: Züğürt aç.
Yamak: Aşçı yardımcısı.
Yarenlik: Tatlı sohbet.
Yarpız: Yaban nanesi.
Yavuşak: Bit yavrusu.
Yavuhturmağ: Kaçırtma örseleme.
Yayvan: Ağzı geniş olan
Yazma: Başörtüsü.
Yaylı hizek: Fayton tipi üstü açık kızak.
Yaşmak: Baş ve ağız kısımların kapatılma hali.
Yemeni: Tül, yazma.
Yemlik: Kırlarda yetişen ve yiyilen bir nevi ot.
Yeği: Görünmeden fenalık yapan.
Yeğin: Çabuk.
Yekten: Aniden.
Yencilek: Hafif.
Yerde gezen: Yılan.

Yerden yapma: Kısa boylu.
Yeriklemek: Aş ermek.
Yessir: Esir.
Yıldızlama: Yıldız falı.
Yıldız kökü: Yer elması.
Yokuşa koşmak: İşi zora sokmak.
Yonga: Rende, keserle yapılan odun talaşı.
Yordam: Yol, töre.
Yöm: Uğurlu.
Yömsüz: Uğursuz.
Yuha: Derinliği az olan.
Yüklük: Yatak takımlarının konulduğu yer.
Yün tarağı: Tahtadan dişli yünlerin inceltilmesi için yapılı alet.
Yükünü tereğe yığmak: Nazlanmak.
Yüngül: Hafif.
Yüz görümü: Nişanlı kıza, nişanlısı tarafından gönderilen hediye.
Yuduzmak: Bahisi kayıp etmek. Oyunu kayıp etmek.
Yüzbar olamak: Arkadan yapılan ithamların yüz yüze konuşulması.
Yüzsüz: Utanmaz.
Yüsküf: Terzilerin parmağına takılan tırtırlı yüzük biçimi alet.
Yüzsüz gözsüz olmaz: Perişan olmak yurtsuz kalmak.
Z
Zanka: Faytonun tekerleksiz kızak tipi.
Zarzavat: Eve alınan iaşe.
Zemheri: Kış aylarında belirli gün içinde esen şiddetli soğuk.
Zevcem: Hanımı.
Zehlenmek: Alay etmek.
Zırza: Kapıyı arkadan ve önden kilitlemek için söve ile kapıyı birleştiren delikli ve birbirine
geçmeli demir aksam.
Zır gök: Kuşlara belli renk itibari ile verilen ad.
Zibil: Çöp yığını.
Zırzımbılik: Önemsiz olan.
Zırıncı: En sonuncu.
Zırto: Kaba saba tip.
Zığva: Geniş ağlı arka kısmı gale denilen geniş pileli bacak kısmı dar olan pantolon.
Erzurum bar ekibinin pantolon kısmı.
Zılgıt: Hızlı, şiddetli, kuvvetlice.
Zığı: Söğüt ağacından yapılı mayısla sıvalı sepet.
Zembil: Tavandan asılı süslü küçük sepet.

Kaynak: Mücahit Himoğlu, Tarihe Mührünü Vuran Şehr Erzurum

09 May 2021 - 04:08 - Erzurum

Son bir ayda gurbettekierzurum.com.tr sitesinde 6.174 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi


Anket Erzurumspor Süper Ligde kalabilirmi ?