Hâce Muhammed Lutfî Efendi’nin “hülâsatü’l-hakâyık” adlı eserinde ses ve ahenge dayalı sanatlar

Ahmet Özhan SUCU


Hâce Muhammed Lutfî Efendi’nin “Hülâsatü’l-Hakâyık ve Mektûbât-ı Hâce
Muhammed Lutfî” adlı dinî ve tasavvufî şiirlerini ihtiva eden manzum eserinde Türkçe
şiirlerin yanı sıra Arapça ve Farsça şiirler de bulunmaktadır. Mevlid, mi’raciye, mesnevîler,
destanlar, mâniler, ferdler ve kıt’alardan oluşan eserin çatısını teşkil eden divançe kısmında
çeşitli nazım şekillerinde yazılmış 726 şiir bulunmaktadır.
Alvarlı Efe Hazretleri şiirlerinde sade ve akıcı üslubuyla 20. Yüzyıl İslâmî Türk
Edebiyatının gelişmesine büyük katkı sağlamış bir âlimdir. Şairin üslûbunu akıcı ve kalıcı
kılan özelliklerin başında, Türkçeye hâkimiyeti gelmektedir. Şair, bu dilin ses özelliklerini
çok iyi bilir. Eserinde birbiriyle ses ve anlam yönünden uyumlu kelimeleri seçer ve bu
kelimelerin birlikteliğinden yer yer mûsikîyi çağrıştıran bir armoniyi yakalar. Şiirde
armoninin sağlamış olduğu ahenk, söze dayalı sanatlarla desteklenir. Şair, kelimeleri bazen
mısra başında, bazen mısra ortasında ve bazen de mısra sonunda birli, ikili, üçlü şekillerde
tekrarlayarak ahenk oluşturur. Ahengi, bazen de metin seviyesindeki kelime tekrarlarıyla
sürdürür.
“Hülâsatü’l-Hakâyık”, bu ses ve söz tekrarlarının uyumlu birlikteliğinin ahenge ve
anlama katkısıyla, ses ve ahenkle ilgili sanatlar bakımından önemli bir eserdir.
Çalışmamızda “Hülasatü’l-Hakâyık” divanındaki ahenk unsurları tespit edilip, şairin ahengi
hangi sanatlarla sağladığı üzerinde durulacaktır.
Ses ve Ahenge Genel Bir Bakış
Divan edebiyatında birbiriyle uyumlu kelimelerin seçilmesi, bu kelimelerin ses
tekrarlarıyla desteklenmesi şiirde ahengi sağlayan unsurlardandır. Şiirde ritmi temin eden
unsurlar vezin ve kafiyedir. Bu iki unsur şiirdeki ses düzenlemelerini de tayin eder. Seslerin
belirli aralıklarla tekrarı şiiri mûsikîye yakınlaştırır ve ahengin çekiciliğine dayalı bir
atmosfer yaratır (Macit, 2004: 51). Bu yüzdendir ki, mükemmeliyet peşinde koşan şairler,
şiirde musikîyi arttırmak için ses tekrarlarına başvururlar. Böylelikle harfler ve onların ses
değerleri, şairlerin elinde bir nota hüviyetine bürünür. Böylelikle şiir musikîye yaklaşır.
Bunun farkında olan şair, bu ses değerlerini şiirde kullanmak zorunda kalır (Kesik, 2009:
376). Söz sanatlarını kullanma eğilimi, insanın yaratılışında vardır. Edebiyat, iç dünyalar
arasındaki iletme ve etkileme işlevini dil aracılığı ile yürüten bir söz sanatıdır. Ancak, dilin
bu görevi yapmakta, istenileni anlatmakta yeterli olmadığı da bir gerçektir. Çünkü sanatçı,
daha güzeli, daha etkiliyi meydana getirme, seslendiği kişilerle daha güçlü bağlar kurma
yollarını arayan bir araştırıcıdır. Bu özellik yalnızca sanatçılarda görülmez. Her düzeydeki
insan bile sözü daha canlı, daha etkili kılmak için söz sanatlarına başvurur (Çoban 2004, 54).
Divan şiirinin zengin kelime dünyası, kelimelerin ses ve anlam bakımından tam bir
uyum içinde kurulmasına imkân verir. Uyumlu kelimelerin armoni ile de desteklenmesi şiiri
ahenk bakımından eşsiz kılar. Şiirde mükemmeliyeti savunan divan şiir geleneğinde
mûsikînin artırılması için şairlerce birtakım ses tekrarlarına başvurulur.
Alvarlı Efe’nin incelediğimiz eserinde armoninin ahengi canlı tutan vasfından
yararlandığını görmekteyiz. Bu tekrarları: “aliterasyon”, “asonans” aynı seslerin art arda
gelen kelimelerle kullanılmasıyla oluşan ses tekrarları, mısranın sonunda biten bir sesin
diğer mısranın başında kullanılmasıyla oluşan söz tekrarları vs. olarak sıralayabiliriz.
I. Ses Tekrarlarına Dayalı Edebi Sanatlar
Divan şiirinin üç dil (elsine-i selâse)den gelen zengin kelime dünyası, kelimeleri ses
ve anlam boyutuyla uygun bir biçimde istif etmesine imkân vermiştir. Birbiriyle uyumlu
kelimelerin seçilmesi, bunların armoni denen ses tekrarlarıyla desteklenmesi şiiri ahenk
bakımından eşsiz kılar. Divan şairlerinin şiirlerini söyleyiş güzelliğine ulaştıran, bu anlamda
eşsiz kılan armoninin söz konusu şairler tarafından sanat yapma düşüncesi ile değerlendirilip
değerlendirilmediği hususunda farklı görüşler ileri sürülse de böylesine her şeyi kılı kırk
yararcasına irdeleyen bir sanat anlayışının temsilcileri –en azından- bu ses uyumlarının şiire
kattığı çeşninin farkındadırlar.
Ses tekrarlarında bazen bazı seslerin anlamı yansıttığı görülür (Selçuk 2004, 215);
fakat ses tekrarlarının her zaman anlamla örtüştüğünü söylemek imkânsızdır. Şairlerin tercih
ettikleri seslerle mizaçları arasında bir ilişkinin olup olmadığı kesinlik kazanmamakla
birlikte, belli seslerin yoğun olarak kullanılmasının ahengi sağlama kaygısını aşan bir tarafı
olmalıdır (Macit 2005, 66).
Türk İslam Edebiyatında önemli bir yeri olan Muhammed Lütfî, eserlerinde
armoninin ahengi canlı tutan yönünden faydalanmıştır. Hülasa-tül Hakayık divanında sesler
arasındaki uyuma bir hayli özen gösterdiğini görmekteyiz. Bu uyumu şair büyük ölçüde
“aliterasyon” ve “asonans” ile sağlamayı başarmıştır. Bu tekrarların beyitlere ahenk ve
mûsikî bakımından bir değer kattığını ve beyitlerdeki mûsikîyi sağlamada ne kadar önemli
olduğunu aşağıdaki beyitlerde görmek mümkündür:
Ne mir ’ât-ı hüdâdır nûr -i Ahmed
Ne rahmet-i Hudâ’dır bu Muhammed (191)
Hace efendinin yukarıda ele aldığımız beyiti, şairin kelime ve ses seçiminde ne kadar
titiz davrandığının bir göstergesidir. Yukarıdaki beyitte “n”, “m”, “t” seslerinin tekrarıyla
aliterasyon; “ü”, “u” “e” seslerinin tekrarıyla asonans yapılarak beyitte bir ahenk
sağlanmıştır. Ayrıca yukarıdaki beyitte “Ne” sözcüğünün mısranın başında tekrar
edilmesiyle ve “Rahmet” “Ahmed” “Muhammed” kelimelerinin bir düzene göre
kullanılmasıyla beyitte bir mûsikînin oluşturulduğunu görürüz.
Hülâsatü’l-Hakâyık’da buna benzer birçok örnek görmek mümkündür. Ses
tekrarlarıyla anlam arasında tam bir ilgiden söz etmek mümkün gözükmemektedir fakat
divandan aşağıya örnek olarak aldığımız beyitlerde ses tekrarlarının beyitlerin okunuşunu ve
anlamlarını destekler nitelikte oldukları aşikârdır.
Kudret ü irâdetin ki etdi cûd
“Emr-i kün”den buldu mahlûkāt vücûd
Beyitte, “d” ve “t” seslerinin tekrarı ve seslerden birinin, diğerinin yumuşak
sırasından olması hasebiyle önemli bir ahenk yakalanmıştır denilebilir. Ayrıca “cûd”
kelimesinin vücûd içinde kullanılmasıyla da cinasla bir ahenk sağlanmıştır.
Bir Kerîm’dir bir Rahîm’dir bir Hakîm
Birliğin tasdîk eder kalb-i selîm
Diğer bir beyitte şair, aynı ses ve sözleri tekrar ederek içinde bulunduğu durumu
mükemmel bir şekilde tasvir etmiştir. “Bir” sözcüğünü tekrar etmek suretiyle ve Allah’ın
sıfatlarından: “Kerîm”, “Rahîm”, “Hakîm” gibi aynı seslerin bulunduğu sözcükleri seçerek
birlikteki (vahdet) kararını ısrarla vurgulamıştır. Aynı zamanda beyitte geçen “kalb-i selîm”
selim kalpli insanlara teşbih olunabileceği gibi gerçek manada kalp anlamına da
gelmektedir. Bundan dolayıdır bir bir sözcüklerinin bir armoni halinde tekrar etmesi, bizde
adeta salim bir kalbin atışını çağrıştırmaktadır.
Yine aşağıdaki beyitte şair, “kullarına ettiği ihsana bak” ve “kullarının ettiği isyana
bak” mısralarında aynı sözleri kullanmak suretiyle bir armoni yakalamakla birlikte ilk
mısradaki yumuşak nahif ifadeyle ikinci mısrada birinci mısrayla aynı sesleri kullanmış
fakat ihsan ve isyan kelimelerinin ses olarak hemen hemen aynı fakat anlam olarak
kelimelerin zıtlıklarından yararlanarak okuyucuyu tersine bir ruh haline çevirmeyi
başarabilmiştir.
Kullarına ettiği ihsâna bak
Kullarının ettiği isyâna bak
Aşağıdaki beyitte ise şair “n” sesini tekrar etmek suretiyle bir mûsikî aleti olan
“ney”in çıkardığı sese benzer bir hava yakalamaya çalışmıştır. Ayın “ney” gibi “nây” “nevâ”
sözcükleri ile anlam sağlanmıştır. “y”, “ş”, “n” seslerinin terennümüyle beyitlerdeki anlama
paralel bir ahenk yakalandığını söylemek mümkündür.
Nevâ-yı nây-ı dilden dinleyen dilşâd olur cânâ
Şerâb-ı vahdeti nûş eyleyen irşâd olur cânâ
Yukarıdaki örneklerde genel olarak ses ve ahengin anlamla örtüştüğü beyitleri örnek
olarak vermeye çalıştık fakat şairin divanında genel olarak anlama bağlı kalmadan ses
tekrarıyla bir mûsikînin yakalandığı birçok beyitle karşılaşmamız mümkündür. Bunda
Alvarlı Efe’nin tarikat geleneğinden geldiğinin ve Türk İslam edebiyatı mahsullerinden olan
ilahi türünün özelliklerini şiirlerinde yaygın bir şekilde kullandığının büyük payı olduğunu
düşünmekteyiz.
Şiirde oluşturulan tekrarların anlamla daima örtüşmediği bilinmektedir. Şairler
genellikle şiirde bir armoni, ahenk yakalamak için ses tekrarlarına başvurmuşlar; bu
tekrarlarla şiiri monotonluktan kurtarmaya çalışmışlardır. Aşağıda ise sesin anlama bağlı
kalmadan tekrar edilmesiyle, şiirde mûsikîyi sağlamak için yazılmış beyitler yeralmaktadır:
“m”, “e” “â” seslerinin tekrarıyla:
Mîr-i meydân-ı melâhat hurşîd-i aşk pertevi
Âsumân-ı kalbe ursa mâsivâ olur cüdâ
“h”, “d”, “â”, “m” seslerinin birlikte tekrarıyla:
Hurşîd-i kubbe-i vahdet nûr -i Hak Hayru’l-verâ
Her dü-âlem rahmet-i Mevlâ Muhammed Mustafâ
“h”, “l”, “ü” “â” seslerinin tekrarıyla
“Kühl-i mâ zâğa’l-basar” zîver -i nûr -i dîdesi
Hâk-i pây-i lü’lü’-i lâlâ Muhammed Mustafâ
“d”, “h”, “n” “e” seslerinin tekrarıyla:
Dâm-ı dehande lisân bende çekilse bu dem
Sohbet safâ bahş eder hikmet ile rubbemâ
Dizelerin aynı sesle başlamasıyla oluşan ses tekrarları, bu tür tekrarların sayısı
oldukça fazladır.
Gülzâr-ı gülistân-ı dilde açılan güller
Gözlere verir hayret dürdâneleri seyr et
Yukarıdaki beyitte aynı seslerin tekrar edilmesiyle bir ahenk yakalandığı gibi aynı
zamanda gül sözcüğünün tekrarıyla da bir mûsikî oluşturulmuştur.
Derd ehline dermândır derd-i derûnu her dem
Derdini sora dildâr dildâde hitâb ister
Derûnum derdine dermân muhabbet
Dü-âlem afvime fermân muhabbet
Beyitte de açıklıkla görüldüğü gibi mısraların aynı seslerle başlamasının yanısıra
birinci mısrada “derd” sözcüğünde bulunan seslerin tekrar edilmesiyle de bir ahenk
oluşturulmuştur.
Cüdâ düşmüş diyârından dûr olmuş nazlı yârından
Ciğergâhı âteş almış kerem-şândan umar imdâd
Aynı seslerin art arda gelen kelimelerde kullanılmasıyla oluşan ses tekrarları:
Gül-gülistân-ı melâhatdir Muhammed Mustafâ
Bülbülistân-ı belâgatdir Muhammed Mustafâ
Âfitâb-ı kubbe-i kübrâ Muhammed Mustafâ
Mâhitâb-ı Leyle-i Esrâ Muhammed Mustafâ
Aşağıdaki mısralarda ise aynı sıradan eklerin tekrarıyla bir ahenk oluşturulmuştur:
Dilde ki dildâr ola dîdesi bîdâr ola
Yâr-i vefâdâr ola âzâd olur bendeler
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür Hülâsatü’l-Hakâyık’da ses tekrarlarına yönelik
ahengi sağlayan unsur olarak aliterasyon ve asonansa birçok yerde rastlamak mümkündür.
Ses tekrarlarının yanı sıra edebi sanatların da genel olarak mûsikî ve ahenge olumlu
tesirlerinden yukarıda bahsetmiştik. Bu sanatlar da aşağıdaki gibidir:
a. Akis
Bir metinde kelimelerin bir kısmının veya tamamının tersten sıralanarak
yinelenmesine akis denir. Tam ve nakıs olarak ikiye ayrılır. Eğer bütün kelimeler tersine
düzenli bir şekilde dizilmişse sanata tam akis, düzensiz bir şekilde dizilmişse veya dizilirken
ifade ve kelimeler üzerinde bazı değişiklikler yapılmışsa sanata nakıs akis denir. Aksi
oluşturan kelimeler aynı mısrada olabileceği gibi, aynı beyit içerisinde de olabilmektedir
(Kesik, 2009: 379). İncelediğimiz eserde akis sanatı ile ilgili az sayıda örneğe rastladık.
Bahr-i keremin kenârını görmedi LUTFÎ
Gark oldu kerem bahrine erbâb-ı temennâ
Rahm kılsan sen sana rahm eyler ol cânân sana
Merhametden gayri yokdur âşıka bir kâr -i yâr
LUTFÎ bu eşyâ ne ki var Hâlık’ını tesbîh eder
Eder ise bu mahlûkat esrâr -ı Hakk’ı t âlîmât
b. Cinas
Hem anlam hem de ahenkle ilgili bir sanat olan cinas, anlam bakımından farklı,
yazılış ve telâffuz bakımından aynı ve benzer kelimelerin bir ifade içinde kullanılmasına
denir. Cinaslı söz söylemeye de tecnis denir.(Kesik, 2009, 379). “Bir ibarede cinas
bulunması için en az iki lafız arasında benzerlik bulunması lâzımdır. Bu lafızların isim veya
fiil olması yahut kelime köküne getirilen ekler ile meydana getirilmiş olması durumu
değiştirmez. Lafızların benzerliği dört yönden gerçekleşir. Bunlar lafızları meydana getiren
harflerin (a) nevi/cinsi, (b) sayısı, (c) harekesi, (d) sırasıdır.” (Saraç 2004, 221).
İncelediğimiz mesnevilerde cinas sanatını ihtiva eden beyitler aşağıdaki gibidir:
Bir kamer -tal‘at güneş-veş âl ile aldı dili
Bî-karâr etdi efendim cânımı gül-handeler
Beyitte “al” kelimesinin hem fiil hem de isim olarak kullanılmasıyla tam-basit
cinaslardan müstevfa cinas yapılmıştır. Bunun yanı sıra mısraların aynı seslerle başlaması,
“l”, “n” “r” gibi seslerin tekrar edilmesi beyitte mûsikî artıran unsuraların başında
gelmektedir.
Bu dârı benim başıma dar eyleme yâ Rab
Ağyâr elemin gönlüme bâr eyleme yâ Rab
Leyle-i keremde Kerîm’in va‘d-i kerîmi
Tebşîr-i azîmdir sa na “Rabbüke feterdâ”
Öyle bir yâre yetiş yârîn ola yâr sana
Öyle bir mir ’âtı dut göstere dildâr sana
Cüdâ düşmüş diyârından dûr olmuş nazlı yârından
Ciğergâhı âteş almış kerem-şândan umar imdâd
Yârından kelimesinin diyarından kelimesinin içinde yer almasıyla tam-mürekkeb
cinaslardan cinas-ı merfu yapılmıştır. Aşağıdaki beyitler de buna örnektir
Cânân ile bir cân olana câna ne minnet
Dergâhına kurbân olana kāna ne minnet
Âdem oldur hak kelâmı duyduğunca şâd olur
Kendinin hakkında doğru sözlere dilşâd olur
Bülbülleri gül dalına ruhsâr -ı gülün âlına
Kandır meyin zülâlına gözler döke dürdâneler
Tam olmayan cinaslardan -cinaslı kelimelerden birinin, diğerinin son hecesiyle ses
ve yazılış bakımından aynı olma esasına dayalı olan- cinas-ı mükerrerin eserde birkaç
beyitte yer aldığı görülür.
Dilde ki dildâr ola dîdesi bîdâr ola
Yâr-ı vefâdâr ola âzâd olur bendeler
Âdem oldur hak kelâmı duyduğunca şâd olur
Kendinin hakkında doğru sözlere dilşâd olur
Nûr-i Ahmed Âdem’i gör n ’eyledi
Mele-i a‘lâda sultân eyledi
Yâri kim ağyâri kim fark etmez ise bir gönül
Gafletinden zan eder ki dostu düşmândır bana
Ey şâhid-i mukaddes hurşîd-i âlem-ârâ
Geysûlerin muhammes ebrûlerin dilârâ
Eserde, harflerin teşekküllerinin yakın oluşuna göre yer alan cinaslar(cinas-ı muzârî)
dan bazıları şunlardır:
Ey sultân-ı selâtîn ey âlim-i bevâtîn
Ey hâtem-i risâlet ey matla-‘i tecellâ
c. İştikâk
Bir kök ile o kökten türemiş bir veya daha fazla kelimeyi aynı ibarede kullanmak
olan iştikâk sanatı, incelemeye esas aldığımız eserde sıkça başvurulan bir sanat olmuştur.
Eserde tespit edebildiğimiz iştikâk sanatı örneklerinden birkaçı şu şekildedir:
İsm-i Zât’ı zikredelim evvelâ
Merhamet eder Hudâ zâkir kula
Hâlik u Vâhid’e mahlûku delîl
Zî-basîret ol amân olma alil
Sadâkatdir abdine Mevlâ’ya yol
Sıdk ile her ne desen eyler kabul
Vuslatıma senin iledir vüsûl
Ne dilersen anı eylerem kabul
Ders-i arefi mekteb-i mânâda okurlar
Mahviyyet-i tâmme ile irfâne ne minnet
Kemâlât ehline derbân olan kâmil olur elbet
Veren cânânına cân sırrına şâmil olur elbet
Cûd-i vücûdu sebeb bu mevcûdât vücûduna
Hayât-ı dünyâ ve mâ-fîhâ Muhammed Mustafâ
d. Nidâ
Şairin, çok duygulanması ve heyecanlanması sonucunu doğuran olayları ve varlıkları
göz önüne getirip “ey, hey” gibi ünlemlerle seslenmesidir (Şener, Yıldız 2003, 322). Nidâ
sanatı, çok kuvvetli his ve heyecanların anlatımında önemli bir vasıta olduğu kadar -bilhassa
art arda tekrar edilmesi, ses tekrarlarıyla birlikte kullanılması ile ilgili olarak- ahenge
sağlamış olduğu katkı bakımından da önemli bir sanattır.
Alvarlı Efe de nidâ sanatının bu yönünü görmezden gelmemiş, ona eserinde oldukça
fazla yer vermiş ve böylelikle eserine ahenk bakımından bir akıcılık katmıştır. Bu ahenk,
içteki kuvvetli his ve heyecanların dışa vurumu ile tamamlanmıştır. Bu anlamda nidâ sanatı
çok önemli bir vasıta olmuştur. Özellikle “ey” ünlemi ile yapılan nidâ sanatı, şairin
heyecanını aksettiren anahtar kelimedir. Şair, tesirinde kaldığı varlıklar ve durumlar
karşısında fazla heyecanlandığında hep “ey” ünlemine sarılmış, bu ünlem vasıtasıyla bazen
Allah’a ve Hz. Peygambere karşı beslediği derin hisleri ifade etmiş, bazen insanları uyarmış,
bazen de feleğe sitem etmiştir.
Bezm-i muhabbetde bahr -i rahmetde
Ey çarh-ı çenberim sen safâ geldin
Ey şân-ı kerem ism-i Kerîm Hazret-i Allah
Kapandı mı der gâh
Yâ Rabbi bizi eyle kabûl vallahi billâh
Yok gayri penâhgâh
Ey dâim ü Bâkî der -i eltâfına geldik
Rahmân seni bildik
Ey Zât-ı Rahîm gayri dahî var mı rehâgâh
Maktu‘ ola her âh
Ey yüzü nûr -efşânım rahm eyle dil-i zâre
Etmezse yürü ey dil bu zârıma var söyle
II. Söz Tekrarlarına Dayalı Edebî Sanatlar
Söz tekrarlarıyla ifadeyi pekiştirme ve ifadeye açıklık kazandırmanın yanı sıra
okuyucunun dikkatini çekmek ve bu yolla sözün tesirini artırmak da amaçlanır. Tekrarlanan
kelimeler, aynı zamanda tekrarlanan sesler vasıtasıyla sözün ahenkli olmasını sağlar ve
şiirde bir ritim meydana getirir. Böylelikle hem mana hem de ses bakımından uyumlu bir
metin ortaya çıkar.
a. İâde
Bir mısra veya cümledeki son sözcüğün bir sonraki mısra veya cümlenin başında
tekrar edilmesi olan iâde sanatına incelediğimiz eserde şairin ahengi canlı tutmak için birçok
yerde bu sanata başvurduğu belirlenmiştir.
Devlet ise izzet-i nefsin kitâb ile gözet
İzzet ise istikāmetde bulun kıymet yeter
Kıymet ise defter -i ehl-i saâdetde nâmın
Kayd olursa dü-cihânda bu sana izzet yeter
Beyitlerde iade sanatının yanısıra devlet izzet kelimelerinin tekrar edilmesi suretiyle
de mükemmel bir ahenk yakalanmıştır.
Ulûm-i zâhirin ism-i hüveydâsı şerîatdir
Bi-külli kâinâtın dâim ihyâsı şerîatdir
Şerîatdir iki âlemde sultân eyleyen abdi
Bu İslâm milletinin elde livâsı şerîatdir
Şerîat onsekiz bin âlemin cânında cândır
Bi-külli kâinâtın dürr -i yektâsı şerîatdir
Şerîat şerh eder aşk-ı dil-i uşşâkı âgâhe
Kulûb-i ehl-i zevkın nûr -i Mevlâ’ sı şerîatdir
b. Reddü’l-acüz Ale’s-sadr
İâde sanatının benzeri olan bu sanat, bir beytin veya bir cümlenin baş(sadr)ındaki
kelimenin yine beyit veya cümlenin son(acüz)unda tekrar edilmesiyle meydana gelir.
Kelime anlamı, sonu başa çevirmektir. İâdeden farkı, manzumenin tamamına yayılmaması,
beyit veya bir cümle ile sınırlı kalmasıdır. Bazı belâgatçiler, bu iki farklı sanatı birbirinden
ayrı telakki etmezler. Fikir ağırlıklı bir söz sanatı olan bu sanat, Hülâsatü’l-Hakâyık’da
değişik şekilleriyle yer alır. Bu sanatta birinci mısranın başında (sadr) yer alan kelimenin
tekrar edilmesi esasken incelediğimiz eserde çoğunlukla ikinci mısranın başındaki kelime
beytin sonunda tekrar edilmiştir. Reddü’l-acüz ale’s-sadr yapılan beyitlerin çoğunda ahenk
tekrarlarla desteklenmiştir.
Şerîatdir iki âlemde sultân eyleyen abdi
Bu İslâm milletinin elde livâsı şerîatdir
Cânânı cân ederse yâr yoluna giderse
Bu derd ile yederse cânını cânân eyler
Nûr-i ferâset ile eyle nazar dâimâ
Dâimâ ilhâm-ı Hak kalbe ola reh-nümâ
Cânânı cân ederse yâr yoluna giderse
Bu derd ile yederse cânını cânân eyler
Bugün mâh-ı Muharrem’dir muhıbb-i hânedân ağlar
Bugün eyyâm-ı mâtemdir bugün âb-ı revân ağlar
Beyitte bugün kelimesinin tekrarıyla da bir ahenk oluşturulmuştur.
Yârim bana yâr olsun derdi dile nâr olsun
Cinâne girem yârsız cinân câne nîrândır
Dildâr-ı dilârâ görüne manzar -ı dilde
Ol dil o zemân elbet olur ravza-i cennet
Gönüldür tahtgâh-ı hubb-i Mevlâ
Gönüldür mihr -i irfân-ı muhabbet
Muhabbet-i İlâhî nûr -i vahdet
Bırakır dillere irfân muhabbet
Muhabbet-i Muhammed nûr -i Hak’dır
Muhabbet ehline cennet durakdır (192)
Devreylesün meyhânede peymâneler versün zıyâ
Meyhânedir mestâneye ey nûr -i dil dâru’ s-safâ
Senindir rutbe-i levlâk senindir sırr -ı “mâevhâ”
Seni fevc-i risâletde alemdâr eyleyen Mevlâ
Mir ’ât-i dil bulsun cilâ göster cemâlin cîmini
Cîm-i cemâlin şevkıne cân gözleri peyvestemiz
Merd-i battal dâimâ yer herkesin bir darbını
Darb yiyüp söz işiderek her günü berbâd olur
c. Tarsî’
Şiirde, dizelerdeki sözcükleri sayı, ölçü ve uyak bakımından birbirine denk
getirmektir. Buna tevâzün denir ve bu yolla yazılmış şiirler murassa’ adını alır (Dilçin, 1997,
488). Bu şekilde yazılmış mısralar bir bakıma birbirlerinin simetriği olurlar. Şair, böyle
mısralar söylemek için hayli çaba sarf etmek zorundadır.
Bu derd meyhânesinde kimi gördün şâdümân olmuş
Bu gamhâne-i mihnetde belâdan kim emân bulmuş
Bu bir devvâr -ı gaddârdır gözü gördüğünü hep yer
Ne şâh u ne gedâ bunda ne bir ferd pây-dâr olmuş
Nice serv-i revân cânlar nice gül yüzlü sultânlar
Nice Cemşîd gibi hânlar bütün bu deryâya dalmış
Elvedâ şehr -i seâdet gitdi devlet elvedâ
Elvedâ şehr -i hidâyet gitdi nîmet elvedâ
Sensin ikrâm-ı Hudâ kadrin bilen bulur hüdâ
Sende okundu kitâb-ı sırr -ı vahdet elvedâ
Gel ey bâğ-ı risâletde gül-i handân olan dilber
Gel ey râh-i besâletde şîr -i meydân olan dilber
Gel ey hûrşîd-i mânâ kubbe-i irşâdda bî-hemtâ
Gel ey nûr -i hidâyetde meh-i tâbân olan dilber
Şair beyitlerde “gerek mısra başında gerek mısra ortasında “gel ey” ünleminin
kullanarak eşsiz bir ahenk yakalamayı bilmiştir; bu da şairin ahenge ne kadar önem
verdiğinin bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.
d. Tekrîr
Tekrir, sözün etkisini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı, sözcük
ya da söz öbeklerini arka arkaya yinelemektir. Yapılan yinelemelerin anlamı etkilemesi
gerekir. Eğer yineleme anlamı etkilemezse buna kesret-i tekrâr ya da tekerrür denir. Anlamın
etkisini arttıran tekrirlere ise hüsn-i tekrâr denir (Dilçin, 1997, 452). Türk şiirinin en önemli
ses araçları, tekrar teknikleri ve konuşulan Türkçenin oluşturduğu yoğunlaşmış ses ve anlam
birlikleridir. Bu araçların seçilmesi ve düzenlenmesi şiirin genel sesini belirler (Kortantamer
1993, 335). Türk şiirinin en önemli, hatta bazı durumlarda vezin ve kafiyeden en önce gelen
bu ses araçlarından (Saraç 2004, 179) Alvarlı Efe de kendi kabiliyeti, bilgi ve birikimi, dile
hâkimiyeti ölçüsünde yeterince faydalanmıştır.
1. Birli Söz Tekrarları: Bu grupta yer alan tekrarlarda, sesi ve anlamı vurgulanmak
istenen bir kelime ilk mısrada söylenmekte ve ikinci mısrada tekrarlanmaktadır. Tekrarlanan
kelimeler mısraların başında, sonunda veya herhangi bir yerinde olabilmektedir.
Alvarlı Efe de, birinci mısraın ilk ve son kelimesi dışında tekrar edilen bir kelimeyi,
beytin rediften önce gelen kafiyesi olarak kullanır ve böylelikle -hem ses hem de anlam
yoğunluğunu üzerinde taşıyan redifin de ahenge katkısıyla- şiirde anlam ve ahenk vurgusunu
pekiştirir.
Görünce gülberin gönlüm döner elbet gülistâne
Gül-i handân o dilberi değişmem bâğ u bostâne
Geysûleri âfet-i cân cânlara salar heyecân
Râhında âşıklar hicân öyle tecellâları var
Ruh-i dildârdır dilde temâşâgâhı uşşâkın
Görünse perdesiz meh-rû ne noksân ola ol şâne
Cûd-i vücûdu sebeb bu mevcûdât vücûduna
Hayât-ı dünyâ ve mâ-fîhâ Muhammed Mustafâ
Leyle-i keremde Kerîm’in va‘d-i kerîmi
Tebşîr-i azîmdir sana “Rabbüke feterdâ
Efrâd-ı ümem hâk-i pâyin kıymeti olmaz
Bahş olsa ne var hâk-i pâyine bütün eşyâ
Bu ümmet-i Muhammed halk olmadan mukaddem
Va‘d eyledin şefâ‘at şefâ‘atin müheyyâ
2. İkili Söz Tekrarları
Ne seâdetli zemân cân ola cânâne fedâ
Serimiz serv-i revân lebleri mercâne fedâ
Ne keremdir bize ol ism-i Kerîm etdi kerem
O risâlet güneşi mihr -i vefâ mihr -i vefâ
Dâreyinde devlet istersen sana if fet yeter
İffet ise her dü-âlem âdeme devlet yeter
Cânânı cân ederse yâr yoluna giderse
Bu derd ile yederse cânını cânân eyle
Dâd u feryâd eyledikçe dâd u feryâdım gelür
Dâd u feryâdıma karşu Hakk’dan imdâdım gelür
Mey-i muhabbet-i Hüdâ verir dile nûr -i Hüdâ
Meyhâneye cânlar fedâ olsun bu meye restemiz
Dedi Cebrâîl eyâ ey bahtiyâr
Zevcenin zevc üzerinde mehri var
3. Üçlü Söz Tekrarları
Öyle bir yâre yetiş yârîn ola yâr sana
Öyle bir mir ’âtı dut göstere dildâr sana
Dil mekteb-i hikmetdir hikmet demidir bu dem
Dil matlab-ı rahmetdir rahmet demidir bu dem
Mey fer verir derd ehline derddir devâ ey nûr -i dil
Derd ehli bulmazsa devâ tıbhâneler elden gider
Bir cân nedir meyhânenin yolunda olmaya fedâ
Cânlar fedâ olmaz ise cânâneler elden gider
Mir ’ât-ı kalbe kıl nazar cânân cemâlin gösterir
Vâriyyetinden et güzer cânân cemâlin gösterir
III. İkilemeler
“İkileme, Türkçede anlamı güçlendirmek için aynı kelimenin tekrarlanmasını,
anlamları birbirine yakın, karşıt olan veya sesleri birbirini andıran kelimelerin yan yana
kullanılmasını ifade eden bir terimdir.” (Macit 2005, 35-36). İkileme olayında ses güzelliği
ile tekrardan doğan anlam gücünün, birlikte, yan yana kullanıldığı görülür.
Bu bakımlardan ikileme, ses uygunluğu ile, ezgi ile yoğunlaştırılmış bir anlam
gücüdür. İkilemenin anlama kattığı güç başka yollarla kolayca sağlanamaz (Hatiboğlu 1981,
12).
Türk şiirinde çok eski zamanlardan beri var olduğu bilinen ikilemeler, Divan şirinde
de sık sık kullanılmış ve Divan şairleri, bu yolla söyleyişi ve anlamı güçlendirmek,
pekiştirmek ve ahengi arttırmak istemişlerdir (Ünver 1988, 291).
Ne keremdir bize ol ism-i Kerîm etdi kerem
O risâlet güneşi mihr -i vefâ mihr -i vefâ
Seni mes‘ûd-i mukaddes ki o dem kıldı Hudâ
Ne zemîn ü ne zemân kâfî kefâ kâfî kefâ
Kesb-i yed-i nân-cû kevser -i cennetden lezîz
Mütevekkil olana ikrâm-ı Mevlâ câ-be-câ
Ferd-be-ferd seyr et cihânı derdsiz eşyâ var mıdır
Gâh yağar gâh açılır gör âsumân ağlar güler
Âşıkın feyz-i muhabbet nûr -i îmân artırır
Leb-be-leb doldukça gönül sıdk ile efkâr -ı yâr
Çölden çöle sahrâlara geşt etdi o enhâr
Devr etdi dem-â-dem o nehir göre ayânı
Çağlar gidiyor başını taşdan taşa çalar
Elbette bulur git giderek âlî-dîvânı
Sonuç
Alvarlı Efe’nin incelediğimiz divanında gazel nazım şekliyle yazılmış beyitlerle ilgili
olarak ses ve ahenkle ilgili sanatlara oldukça önem verdiğini görmek mümkündür. Bunda
şairin, şiirlerini ilahi formunda, bir ezgiyle okunmak için yazmasının rolü büyüktür.
Eserinde, birbiriyle uyumlu kelimeleri seçmiş, kelimeler arasında ses ve anlam
bakımından bir uyum olmasına dikkat etmiş ve böylelikle şiirinde bir armoni meydana
getirmiştir. Şiirde armoniyi, bazen farklı seslerin yanına aynı sesleri getirmekle, bazen aynı
sesleri art arda gelen kelimelerde kullanmakla, bazen aynı sesleri mısra başında ve sonunda
tekrarlamakla, bazen bir beyitteki mısralara aynı sesle başlamakla, bazen de ekleri tekrar
etmekle sağlamıştır.
Şair ses tekrarlarını ahenk oluşturmak için kullanırken cinas, nida, iştikak gibi
ahenge dayalı sanatların ifade gücünden yararlanmayı da bilmiştir. Cinas sanatıyla ilgili
olarak belagat kitaplarında yer alan cinasın hemen her türüne eserinde yer vermiştir.
Söz tekrarları şairin ahengi oluştururken kullandığı en önemli araçlardan biridir.
Tekrar edilen kelimeleri beyitin geneline yaymayı bilmiş ve mısraların geneline yaydığı
kelimelerle hem akıcı ve sürükleyici bir ahenk oluşturmuş hem de ahenk ile anlam
zenginliğini bir arada vermeyi başarabilmiştir.
Şairin başvurduğu söz tekrarlarına dayalı sanatlar, iâde, reddü’l-acüz ale’s-sadr, tarsî
ve tekrîr olmuştur. Bu sanatlarla, anlama bağlı olarak oluşturulan sanatlar bir arada
kullanılmıştır.
Şairin en çok başvurduğu sanatların başında tekrir gelir. Birli söz tekrarları yoğun
olarak kullanılmıştır. Tekrar edilen kelimeler mısraların başında, ortasında ve sonunda
olmasına göre ifadede inişli çıkışlı bir ritim sağlanmaya çalışılmış ve böylece de bir ahenk
oluşturulmuştur. Birli söz tekrarlarının yanı sıra eserde ikili, üçlü söz tekrarlarına da yer
verilmiş şair bu tekrarlarla şiirde bir iç ahenk oluşturmayı başarmıştır. Şairin üslubunun
akıcı olmasını sağlayan unsurlardan biri ise ikilemelerdir. Anlatımı pekiştirmek, ahengi
güçlendirmek için şair ikilemelere çokça yer vermiştir.
Edebiyatın en önemli unsurlarından olan okuyucuya estetik zevk katma gayesi göz
önüne alındığında Alvarlı Efe’nin dizelerini oluştururken estetik zevkten yoksun salt mesaj
vermek yerine, estetik zevki de ön plana alan fakat tasavvufi kültürün insanları iyiye, güzele
yöneltme gayesini göz ardı etmeden eserlerini oluşturduğunu söylemek mümkündür.
Bütün bunlardan hareketle Muhammed Lütfi’nin, eserinde ses ve ahenge dayalı
sanatları oldukça yoğun bir şekilde kullandığı ve bu sanatları gelişi güzel bir tekrarla
seçmediği, şairin seçilen her kelimenin, beyitteki diğer kelimelerle ses ve anlam bakımından
bir uyum içinde olmasına dikkat ettiği bunu da büyük ölçüde başarabildiği sonucuna varmak
mümkündür.
Kaynakça
Aktaş, Ş. (2011). Şiir Tahlili Teori ve Uygulama. Ankara: Akçağ Yayınları.
Aksan, D. (2005). Şiir Dili Türk Şiir Dili. Ankara: Engin. Yayınları
Çoban, A. (2004). Edebiyatta Üslûp Üzerine. Ankara: Akçağ Yayınları.
Coşkun, İ. (2006). Mesnevi Örneğinde Yetişkinler Din Eğitiminde Kıssa Kullanım (Yüksek
Lisans). Ankara üniversitesi.
Devellioğlu, F. (2002). Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat. Ankara: Aydın Kitabevi
Yayınları.
Kesik, B. (Fall 2009). “Derviş Paşa’nın Murâd-nâmesi’nde Ses ve Ahenk ile İlgili Sanatlar”.
Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of
Turkish or Turkic, Volume 4/7, 370-400.
Saraç, A. Y. (2004). Klâsik Edebiyat Bilgisi. İstanbul: Gökkubbe Yayınları
Ünver, İ. (1988). “İkilemelerle Yazılmış Dört Gazel”. Türk Dili, LV(438), 291-297.

01 Oca 2020 - 05:08 - Kültür & Sanat

Son bir ayda gurbettekierzurum.com.tr sitesinde 6.182 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi


Anket Erzurumspor Süper Ligde kalabilirmi ?