Ay Vakti 2023 Kasım-Aralık Sayısı

AY VAKTİ DERGİSİ,  KASIM-ARALIK 2023/207. SAYI  Dergi 2023 yılının son sayısı ile okurlara merhaba diyor. Dosya konusu terör devleti İsrail’in mazlum...

AY VAKTİ DERGİSİ,  KASIM-ARALIK 2023/207. SAYI

 Dergi 2023 yılının son sayısı ile okurlara merhaba diyor. Dosya konusu terör devleti İsrail’in mazlum ve masum Filistin halkına, bilhassa Gazze’ye yönelik uyguladığı katliam ve soykırım. Bu bağlamda derginin ana kapak sayfasında yer alan Ali Yaşar Bolat’ın “O Yüce Ses” başlıklı şiirinin yanında, “Ötenazi” başlıklı giriş yazısı, Ferhat Öksüz’ün “Ey!” adlı şiiri, Şeref Akbaba’nın “Bocalamalar”, Necmettin Evci’nin “Gazze’nin İmanı Aksa’nın Tufanı Siyon’un Son Zamanı”, Salih Uçak’ın “E. Said Penceresinden Filistin’e Yeniden Bakmak”, Muhammed Korkmaz’ın “Kötülük Mevsimden Kaçan Cennet Kuşları” başlıklı yazıları ve Seher Özden Bozkurt’ın “Sessiz Çığlıklar” isimli öyküsüyle Yavuz Selim Yaylacı’nın “Olursa Sabah Her Şeye Rağmen” adlı şiiri dikkatleri celbediyor.

Dergide bunlardan başka inceleme-araştırma yazılarıyla Prof. Dr. Mustafa Kara, Dr. Hasan Doğan ve Kibar Ayaydın;

Şiirleriyle Mustafa Özçelik, Selami Şimşek, Mehmet Sertpolat, Sinan Davulcu, Yasemin Kuloğlu;

Öyküsüyle Nurşah Karaca, piyesiyle Semra Saraç ve aforizmalarıyla Naz kış aylarına girdiğimiz şu günlerde içleri ısıtıyor.

Herşey gönlünüzce olsun, iyi okumalar.

BOCALAMALAR   

Şeref Akbaba

Bir soykırım, bir katliam yaşanıyor.

Çağlar öncesinde var olan ve zaman zaman ortaya çıkan zulüm Gazze’de işleniyor.

Hümanizm, gelişmişlik, felsefi doktrinler ve insan merkezli söylemler sus-pus.

Uluslararası kurum ve kuruluşların ya sözü geçmiyor ya da katilden yana tavır sergiliyorlar.

Avrupa, “birlik” örtüsünü kaldırarak bir Hristiyan topluluğu olduğunu teyit edercesine zalime destek olmanın hazzını yaşıyor.

Birleşik Krallık ve Amerika zulme karşı olmak bir yana, zalime arka çıkarak, batı ülkeleriyle birlikte küfür tek millettir tezini doğruluyor. Geçmiş yıllarda insan haklarını koruma ve demokrasi götürme vaadiyle işgal ettiği ve milyonlarca insanın ölümü ve göçüyle neticelenen işgallerin, şeytani planların bir parçası olduğu da gün yüzüne çıkıyor.  

Savaş gemileri, mazlumları korumak için değil; zalime destek olmak üzere bölgede demirliyorlar.

Müslüman ülkeler bir araya gelip izleme(!) kararı alıyorlar.

Kendi ikbal ve gelecekleri farklı şekillerde uluslararası kodlara ayarlı irili-ufaklı devletler varlık gösteremiyor, tavır alamıyor, teenni gösteriyorlar.

Yönetimler kendi geleceklerini nasıl koruyacaklarının hesabını yapıyor.

Birlik ve beraberliğin bu çağda nasıl sağlanması gerektiği yönünde atılmamış adımlar pişmanlık, ben merkezli oluşumlar dumura uğrama süreci yaşıyor.

İndi yorumlar, kendince haklı muhasebeler, gündem ötesi mevzuları tartışmaya açmalar marifet gibi ortalıkta cirit atıyor.

Fikri bocalamaların yakıtı tükeniyor.

Müslüman kimi dost edinecek, kimden yana olacak, tevhid nasıl sağlanacak sorularının cevabı net ve açıktır; Kuran ve Peygamberimizin hadisleridir.

Kirletilmiş ve algı operasyonlarıyla kendisi olmaktan çıkmış nazariyeleri sahiplenme hastalığından vazgeçilmelidir.

İnkâr ve ilhadın kol gezdiği günümüzde, hakikat penceresinden bakmayınca doğru tanımlamalar yapılamıyor, sendelemeler yaşanıyor.

Gazze kan ağlıyor.

İnsanlık tarihinin en ağır sürgün ve katliamlarından biri yaşanıyor.

Bombalanan binalar, hastaneler, camiler, eğitim kurumları; öldürülen on binlerce çocuk, kadın, yaşlı ve hasta.

Sina çölüne sürgüne zorlanan Gazzeliler.

Sivil yaşam alanının elektrikleri kesiliyor, su verilmiyor ve bölgeye yiyecek sokulmuyor.

Mekkeli müşriklerin Müslümanlara uyguladığı ambargonun kat kat fazlası uygulanıyor. Mekke’de, bu süreçte bir süre peygamberimize vahiy gelmiyor ve  işte o süreçte Duha suresi nazil oluyor:

“Yemin olsun kuşluk vaktine; kararıp sakinleştiğinde geceye ki; Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı; elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır; Rabbin sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın (…).”

Son söz;

Zulm ile âbâd olanın ahiri berbat olur. 

ARAYIŞLAR, TERCİHLER   Şeref Akbaba

Bir sürece bağlı olarak farkındalık, insanın hayatında görebildiği, sezebildiği, anlayabildiği kadarıyla seyreden bir niteliktir. İnsanın kendine dair hususiyetleri fark etmesi, çevresinde olup-bitenlerin farkına varması, dışardan birilerinin onun kabiliyet ve kişiliğine dair gözlem ve telkinleri bir uyanış, bir heyecan, bir atılım vesilesidir. Aynı zamanda, dünyada olup bitenlerle alakalı sahih kanallardan beslenen analizler yapmak, doğru ve yanlışı masaya yatırarak faydalı ya da faydasız olduğu cihetten değerlendirmelerde bulunmak elzemdir. Bu yaklaşım şüphecilik veya önyargı değil, bir şeyi körü körüne kabul etmemedir. Masaya yatıranın elbette zihninin berrak olması gerekir.   Zira doğru ve yanlış kavramlarının her insan nezdinde bir ayırımı vardır. Mümin için ise bunun kesin dayanağı Kitap ve sünnet merkezli bir hayat tarzı, bir bakış açısıdır. Bu onu sendelemekten, yanılgılardan korur. Ayırt etme melekelerinin aktifleşmesini, dini ve fıtri olanın somutlaşmasını sağlar.

0Cemiyetin bir mensubu olan insanın fark edemediği şeyler de vardır. Şairin ‘Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu’ mısraında ifade ettiği üzere olumlu-olumsuz çok şey yaşar ve gözlemler insan. İlk insandan bugüne hayat karmaşıktır ve alt üst oluşlar vuku bulsa da akıp gitmektedir. Kimi için olumsuz hayat şartları, ailevi sebepler ve ekonomik şartlardan ötürü eğitim ve iş hayatına dair gecikme ve aksamalar olmuşsa, çıkış yolu öncelikle kendisi ve keşfi ile alakalıdır. Müşahede edilmiştir ki kimi insan ilköğretimde, kimi orta, kimi üniversite, kimi sonrasında bir şekilde kendini fark ederek yol alır. Bu, hayatın tüm cepheleri için olduğu gibi, iş hayatı için de geçerlidir. Mesela girişimci olanlar engel tanımayıp zorlukları aşarak alanlarında güzel işlerin altına imza atabilirler. 

Hayatlarını normal bir seyirde devam ettirenler, vazifeleri gereği üstlendikleri işler bir yana, bazen yeni arayışlar içine girer ve değişik tercihlere yönelebilirler.  Bunlar elbette hayatın akışı sırasında ihtimaller dairesindeki şeylerdir. Kişi bu yeni tercihinde doğru adımlarla ilerleyebilirse, kendinde var olan cevheri fark eder; böylece nasibi miktarınca önü açılır, hatta geçmişin kayıplarını telafi eder. Bu yeni yönelişte kritik nokta farkında olmayarak yapılan yanlış istişare ve gözlemlerin hayal kırıklıkları, beklentilerin karşılanmamış olması ve bunun doğuracağı psikolojik travmadır. Sıfır toplamlı bir hesap vardır ortada; eski kaybedilmiş yeniye ulaşılamamıştır.

Değerli olan vakti faydalı olana hasretmek elbette erdemdir. Geriye bakarak, ya da bugün yaptıklarından hareketle şu alanda daha başarılı olurdum düşüncesi bir arayıştır. Bu arayışlar içinde gidip gelir çoğu kimseler. Yani insan bazen mesaisini sarf ettiği kimi iş, eylem ve oluşumların yerine, farklı şeyler yapmasının daha faydalı olacağı zehabına kapılır. Hatalar, pişmanlıklar, kazanış ve kaybedişler gündeminin ana maddesi olur. İmkânsızlık ve zaruri haller arzu edilen, olması gereken tercihleri yapma imkânı vermeyebilir. Menfi olan kimi süreçlere dâhil olma aşamasındaki kişide bakan göz görmez, algılayan zihin kötürümleşir, bilgi ve tecrübe geri planda kalır ve istenmeyen, fıtrata aykırı yol göstermelerle hayatın akışı değişir. Hevesle girilen, girdikten sonra ise çıkılamayan; mizacı, kabiliyeti ve inancı ile uyuşmayan bir hayat tarzı seçimi ise kişiye farklı bir arayışın kapısını çaldırır.

Gündelik hayatı yaşama ve geleceği tasarlamada yaşanan bu paradokslar, manevi hayatın tanzimi, inanma ve gereklerini yerine getirmede karşılaşılan tabii hallerdendir. Bununla birlikte maalesef doğru tercihler yapma, doğru tarafta yer alma ve fıtri olanı fark etme çabalarına silahlarını yöneltmiş acımasız tüketim düşkünü ve maneviyat düşmanı şu modern çağ, tüm insani birikimlerin imhasına yönelmiş durumdadır.

Aile, gençlik, cemiyet ve bilcümle erdemlerin tehdit altında olduğu gerçeği şuurlu bir tutum ve kararlılıkla ve birlikte bir karşı duruşun zaruriliğini işaret etmektedir.  Bu aleni tuzakların bozulmasının yolu kişinin kendini tanımasından, var olanın kıymetini bilmesinden geçiyor.

Kuşatmayı kırmanın başka yolu yok.

29 Kas 2023 - 17:41 - Kültür & Sanat



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gurbetteki Erzurum Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gurbetteki Erzurum hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gurbetteki Erzurum editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gurbetteki Erzurum değil haberi geçen ajanstır.


İstanbul Markaları

Gurbetteki Erzurum, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (216) 492 36 36
Reklam bilgi